Çevrimiçi Flört

Netflix'te yayınlanan ve çok konuşulan ‘Tinder Swindler’ belgeselinin yakaladığı başarının ardından, ‘Inventing Anna’ dizisi de platformun en çok izlenen yapımlarından biri oldu. Geçtiğimiz bir ayda hem sosyal medyada hem haber sitelerinde dillerden düşmeyen bu iki yapım, o kadar çok konuşuldu ki izlemeyenler bile konuya bir şekilde hâkim. Tıpkı, kendini zengin ve sosyeteden biri gibi tanıtan Simon’ın; flört, evlilik, arkadaşlık vb. bahanelerle insanları kandırıp onları dolandırmasını konu alan belgesel gibi, ‘Inventing Anna’ da gerçek bir hikâyeden uyarlanıyor, tamamen kurgu olan kısımlarının dışında.


Elbette bu hikayelerden çıkarılacak yüzlerce ders var. Biz ise, Simon’a ve Anna’ya koşulsuzca güvenen insanlar ve onlar gibi yüzlercesinin ‘google’ladıkları’ ve sosyal medyada gördükleri her şeye, neden inanmaması gerektiğine odaklandık. Profilini beğendiğiniz yakışıklı, güzel, zengin, havalı kişi tanıştığınızda beklediğiniz kişi çıkmayabiliyor. Belki Simon’ın ve Anna’nın dolandırdığı insanların başına gelenler biraz ütopik ve sizin başınıza gelmeyebilir ama

hasar görmek için illa onlar gibi maddi bir zarara uğramanız gerekmez. Kendini size farklı biri gibi tanıtan ve tanıdıkça farklı yüzlerini keşfettiğiniz insanlar elbet hayatınızdan geçmiştir. Size yaşattıkları hisleri düşünün ve kendinizi bu hikayelerdeki kurbanların yerine koyun. Her gün milyonlarca insan sosyal medyadan ve online randevulaşma uygulamalarından tanıştıkları insanlar tarafından maddi veya manevi olarak zarar görüyor. Peki nedir bu işin püf noktası? İnternetten tanıştığınız biriyle duygusal bir bağ kurmak ne kadar mantıklı?

Modern Love Is A Dangerous Game


Hepimiz hayatımızın aşkı ile filmlerde dizilerde gördüğümüz gibi lisede, yazlıkta, uçakta veya barda tanışmayı umarız. Ama ne yazık ki, 21. yüzyılda işler her zaman böyle yürümüyor. Kılıçlı kalkanlı düellolardan ‘like’lı ‘fav’lı ‘mention’laşmalara uzanan flört tarihi en çok Z kuşağının kafasını karıştırmış olsa gerek. İşte kafanızdaki soru işaretlerini bir nebze de olsa azaltabilecek bazı dijital flörtleşme tüyoları:

Güncel bir profiliniz olsun.

Öncelikle, profilinizin biraz bakımlı olması gerek. 5 sene öncesine ait mezuniyet fotoğraflarınızın yeri sizde çok ayrıdır elbet fakat onları instagramda değil galerinizde saklamanız kimseyi gücendirmeyecektir, emin olun.

Ya olduğunuz gibi görünün ya göründüğünüz gibi olun.

Doğal olacağım diye kasıp uyanır uyanmaz gözünüzdeki çapaklarla çektiğiniz fotoğraflarınızı ‘story’nizde paylaşın demiyoruz tabii. Bir filtre veya birkaç dokunuşla insanları kandırmış olmazsınız ama buluşmaya gittiğinizde partnerinizin sizi tanıyamayacağı bir hale bürünmenin de lüzumu yok.

Kendinizi hemen açmayın.

Karşınızdaki kişiyi her ne kadar ‘yılladır tanıyormuş gibi’ hissetseniz de tanımıyorsunuz. Bu hem sizi Simon veya Anna gibi avcılardan korur hem de merak uyandırmanıza sebep olur.


Fazla meraklı gözükmeyin.

Karşınızda keşfe açık yepyeni bir insan var evet; fakat merak ettiğiniz her şeyi hemen öğrenmeye çalışmanız karşınızdaki kişiyi yorabileceği gibi çabuk sıkılmasına da neden olabilir.

Çok stalk’lamayın.

Bazı şeyleri yeri ve zamanı geldiğinde, karşınızdakinin kendi ağzından öğrenmeye bırakın. Annesinin kızlık soyadını öğrenmek işinize yaramayacağı gibi 5 sene önce atılan tweetler de sizi yanıltabilir.

Zorlamayın.

Zorla güzellik olmaz. Eğer sizin ya da karşı tarafın çok fazla çekincesi olduğunu düşünüyorsanız ve o kadar da çok ortak yönünüz yoksa bir şeyleri oldurmaya çalışmayın. Bu son şansınız değil.

Taktik uygulamaya çalışmayın.

Bu son madde diğerlerini çürütüyor gibi gözükse de aslında onları tamamlıyor. İlk önce o mu aramalı ben mi aramalıyım? Mesajına kaç dakika sonra cevap vermeliyim? İlk adımı o mu atmalı ben mi? gibi sorular üzerinde fazla durmayın. İçinizden geldiği zaman, içinizden geldiği gibi davranın. Unutmayın; doğru insan, yanlış zaman diye bir şey yok. Doğru insan zaten her zaman doğrudur.