Aşkın Farklı Yüzleri

Endişe, belirsizlik ve depresyonu bir arada yaşadığımız şu günlerde, birkaç saatliğine bile olsa acımasız gerçekliğimizden kaçmanın en pratik yolu filmler ve diziler... İhtiyacımız olan şey biraz umutsa ve umut, Erich Fromm’un da belirttiği gibi, “istemek, istekleri gerçekleştirmek için yeni yollar aramak, bulmak ve vazgeçmemekse”, hayata sıkı sıkıya tutunmaya çalıştığımız bu süreçle başa çıkmada bazıları için çözüm, içinde biriken gözyaşlarını bir omuza dökmek ya da mutlu son garantili yumuşacık bir film olabilir. Kimisi için de bambaşka bir dünyada, hatta bambaşka bir zaman diliminde birkaç saatliğine kaybolmak belki de... Bu sayede üstümüze düşen bu karanlık sisten, bir pencere aralayıp bir parça nefes alabiliyoruz.


Son günlerde gündemden düşmeyen Bridgerton dizisinin, sayısız seçenek arasında Netflix’in bugüne kadar en çok izlenen yapımlarından biri olması bir rastlantı olamaz. Masalsı bir dünyaya ışınlanmak, tuvaletler giyip elmaslarla donanmak, partilerde dans etmek, her güne iştah açıcı dedikodu haberleriyle uyanmak... Bir de aşk...



Tutkulu, acıtan, iştah kabartan; birine, “Seni her kusurunla, utancınla, yaşadığın bütün karanlık anıların yarattığı yaralarla seviyorum” dedirten türden bir aşk...

Bridgerton işte bu beklentileri karşılayarak izleyicilere, tam da bu dönemde istediğini veriyor. Daphne, yakışıklı dükü ve tabii ki aşkı prense tercih ediyor. İlk sezon bir drama yakışır şekilde, sürprizsiz, hayatımızda tam gaz devam eden belirsizliğe inat, her türlü gizemi netliğe kavuşturduğuna emin olup mutlu sonla bitiyor.

AŞKLAR VE VAZGEÇİŞLER

Gerçek hayat da bazen diziler kadar büyüleyici olabiliyor. 2016 yazının ortalarında yakışıklı bir prens ve Amerikalı bir aktris Londra’da, arkadaşlarının ayarladığı bir randevuda bir araya geldi. Meghan güzel, kendine güvenen çekici bir kadın; Harry ise yakışıklı olmasının yanında sıcakkanlılığı ile tanınan popüler bir kraliyet üyesi. Önce bir iki kadeh ardından yemek derken, saatler süren buluşma sonrasında Harry, hayatının aşkını bulduğuna ikna olmuştu. Meghan’ın hisleri de farklı değildi. Sadece ikinci buluşmanın ardından çift, Güney Afrika’ya tatile gitmeye karar verdi. Aşkın o ilk başlarda yaşattığı yoğun duygular, özlemle birleşiyordu ve yapılan ultra lüks sürprizlerle her seferinde yeniden anlam kazanıyordu. Bu büyünün bozulmasından korkan çift aylarca ilişkilerini medyaya yansıtmamak için üstün bir çaba harcadı. 2017 yılının Eylül ayında Kanada’da düzenlenen bir etkinlik sırasında ilk defa el ele görüntülendiklerinde, mutlu ve heyecanlı oldukları her hallerinden belliydi. Ancak medya, bu her adımı fazlasıyla merak uyandıran çifti elbette rahat bırakmadı. İngiltere’de Harry’nin yaşadığı evde, beraber fırında tavuk pişirdikleri bir akşam, Harry dizlerinin üstüne çöktü ve bir zamanlar annesine ait olan iki pırlanta ve ortasında ilk seyahatlerinde gittikleri Botswana’ya ait bir pırlanta ile tasarlanmış yüzüğü çıkarıp Meghan’a sonsuza dek benimle olur musun diye sordu. Bu mutlu haber, bir vazgeçişi de beraberinde getirecekti. Meghan; yaşadığı ülkeyi, kariyerini, ailesini ve arkadaşlarını geride bırakıp Londra’ya yerleşti.


Bir peri masalı olarak başlayan hikâyede, her geçen gün artan popülarite, medya baskısı ve acımasız eleştiriler, kraliyetin dinamik ve modern yüzü olarak tanımlanan çiftin mutluluğuna gölge düşürdü. 2019 Eylül ayında, Afrika’ya gerçekleştirdikleri resmi ziyaret sırasında, Harry ve Meghan, hayatlarında bir şeylerin ters gittiğini açıkça ortaya koydular. Zor bir yıl, çiftin altı haftalığına görevlerinden uzaklaşmasıyla sonuçlandı. Amaç Amerika’da, gözlerden ve basının zorbalığından uzak olmak ve atacakları bir sonraki adımı planlamaktı. Yeni yılın gelmesiyle kontrolü ellerine almaya ve harekete geçmeye hazırdılar çünkü sahip oldukları aşk ve birbirlerine olan bağlılıkları kraliyetten, geleneklerden ve tüm unvanlardan daha değerliydi. Çift, Kaliforniya’da 14 milyon değerindeki malikânelerinde, oğulları Archie ve iki köpekleri ile yepyeni ve mutlu bir hayata başladı.

KARŞILIKSIZ AŞK


Mutlu sonla biten aşk hikâyeleri bir yana, bazı sevgi türleri var ki karşısındakinden herhangi bir karşılık beklemiyor. Her filminde istisnasız mutluluğu bulan ve “Dünyanın en güzel kokusu, sevdiğiniz kişinin kokusudur” diyen Jennifer Aniston, geceleri iki köpeğiyle uyumasını aşkta kaybedişe ya da yanlış seçimlere bağlamıyor. “Hayatımda bir erkekle veya değil, çocuklu veya çocuksuz, bugünkü halimle hiç olmadığım kadar tam hissediyorum” diyen Aniston’a göre, “Aşk ne kadar heyecan verici olsa da hayatınıza giren insanlar bir süre sonra gidiyor, size kalan da köpekleriniz ve onların karşılıksız sevgisi oluyor, işte bunu hiçbir şeye değişmem”. Belki de insanı en çok mutlu eden sevgi türlerinden biri bu...