Aslolan Müzikti...



Bursa’daki evimizin çatısında başladı serüvenim. Babam kuşçudur. Bir güvercin kafesi vardı çatı katımızda. Tutkuyla o güvercinlere bakardı. Bir şeyin tutkunu olmayı o bakışlardan öğrendim belki de o yaşımda… Çocuktum. Bir gün babamın yanına gittim, para istemek için. Babam cebinden 3 lira çıkarabildi ve dedi ki, “Bundan sonrası sende… İstediğini yap.” O dönemde sadece evden çıkıp Bursa Merkez’e gitmeme yetecek olan 3 lirayı alıp kapıdan çıktım. Biliyordum ki dönebilmek için bir şeyler yapmam gerekecek. O gün emek vermeyi ve hak etmeyi öğrendim. Bir tekstil dükkanına girdim. Dedim ben bunları satarım. Çıktım sokağa. Sattım. İlk başarımdı ve devamında gelecek olan tüm başarılarım için ilk adımdı. Dükkâna gelen bir DJ arkadaşım yaktı kıvılcımı. “Benimle beraber Uludağ’a gelir misin?” diye sordu. Dedim, gelirim. Onların teknik ekipmanlarını taşırken müzikle tanıştım. Çok uzun sürmedi, ekipman taşıdığım yerde DJ’liğe başladım. Setin başına geçtiğim ilk gün 1 Ocak 2009 oldu. Serüvenin ikinci adımını attığım o gün 15 yaşımdaydım. Annem, “Oğlum bırak bu işi” derdi. Anneme söz vermiştim, 25 yaşıma kadar dünyaya bir parça vereceğim diye...


"ADINIZIN, KİM OLDUĞUNUZUN, NEREDEN GELDİĞİNİZİN HİÇBİR ÖNEMİ YOKTU. ÖNEMLİ OLAN TEK ŞEY, YAPTIĞINIZ MÜZİKTİ."


Liseden mezun olmak üzereydim, İstanbul’dan teklif aldım. Okul biter bitmez İstanbul’a gittim. İstanbul’a adımımı attığım gün, yeniden doğduğum gündür. Artık İstanbul’da bir DJ idim. Ancak elbette sadece DJ olmak yetmedi, farklılaşmam lazım dedim. İşyerimde her gün çalıştım, azmettim ve parça yapmayı öğrendim. Her yerde ilham arıyor, her yerde birtakım sesler üretmeye çalışıyordum. İlk parçam, ikinci parçam derken Sena Şener ile tanıştık. İstanbul’un bana o zamana kadarki en büyük armağanı oldu Sena ve kemanımıza ses veren Aslıhan Batur. Muhabbetimiz 2016 yılında “Feel”i doğurdu. Sonunda dünyanın en büyük plak şirketlerinden biri ile anlaştık ve bugün yarım milyar dinleyiciye merdiven dayayan hitimizle yola çıktık. Anneme verdiğim sözü tutmuş, Mahmut Orhan ismini dünyaya kabul ettirmeye başlamıştım. Dünyanın her bölgesinden konser teklifleri yağarken ben tüm tutkumla yaratmaya devam etmeyi başarabildim. Çünkü gördüm ki aslolan “müzik” idi. Adınızın, kim olduğunuzun, nereden geldiğinizin hiçbir önemi yoktu. Önemli olan tek şey, yaptığınız müzikti. Bu serüven dünyanın 75 ülkesinde, en büyük elektronik müzik festivallerinde çalarak devam etti. On binlerin karşısına her çıkışımda ne için var olduğumu yeniden hissediyorum. Her fırsatta üretmeyi, çabalamayı ve azmetmeyi görev edinmiş, sanatsal doğurganlığa bütünüyle inanmış olan “ben”im hikayem, bugün milyonları aşan aylık dinlenme rakamlarıyla Bursa’dan çıkmış bir dünya markası doğurdu. Bugün, 2 senelik zorlu pandemi koşullarının ardından yeniden doğan eğlence dünyasında hız kesmeden, aynı tutku ile koşmaya devam ediyorum. Kim bilir belki de yakın bir zamanda, farklı bir coğrafyada yeniden doğacağım…