Bir Hollywood Rüyası

Hollywood bize sonu mutlu biten hikâyeler sunsa da gerçek dünyaya döndüğümüzde çoğu zaman ihanet, ayrılık, velayet savaşları, gözyaşı ve astronomik nafakalarla karşılaşıyoruz. Para, ün ve şaşaa bir araya geldiğinde adeta kaçınılmaz sonu hazırlıyor ve mutlu anıların yerine gözyaşı ile biten aşk hikâyeleri yazılıyor. Hollywood’da başarılı bir kariyer ve dünya çapında üne sahip olmalarına rağmen beraberliklerini sürdürebilmiş mutlu çiftler az da olsa var tabii ki... Bu hikâyelerden belki de en etkileyicisi, tam 50 yıl boyunca küllenmeyen aşklarıyla herkesi imrendiren Paul Newman ve Joanne Woodward.


Yakışıklı oyuncu Paul Newman, 1953 yılında bir yaz günü bunaltıcı sıcaklardan kaçmak için menajerinin ofisine gider. Joanne Woodward da o dönem genç bir oyuncudur ve aynı sebepten oradadır. Yıllar sonra o anı hatırlattıklarında Paul, Joanne’ye ilk görüşte âşık olduğunu itiraf edecektir. Ancak Joanne, bu son derece çekici adama karşı pek bir şey hissetmemiştir o ilk anda. Bu arada küçük bir detayı atlamayalım. O sırada yirmi sekiz yaşında olan Paul evlidir ve bir çocuğu vardır. İkili bir süre sonra Broadway’de sahnelenen Picnic adlı oyunda yeniden bir araya gelir. Aralarındaki çekim herkesin dikkatini çeker ancak Paul ve Joanne birbirlerine karşı mesafeyi korur; Paul evli bir erkektir ve Joanne yoğun hisler beslediği bu adam için bile olsa yuva yıkan kadın olmayı göze alamaz.


KARŞI KONULAMAZ BİR ÇEKİM

1958 yılında bu sefer bir başka projede, The Long, Hot Summer’da kesişir ikilinin yolları. Aralarındaki fiziksel çekim ve yoğun duygular daha fazla karşı koyulabilecek cinsten değildir. Paul’un o zamanki eşi de durumdan haberdar olur ve çift dokuz yıl süren evliliklerini sonlandırma kararı alır. Bundan sadece birkaç ay sonra Joanne ve Paul, Las Vegas’ta dünya evine girer. Basın bu heyecan verici çifti her yerde takip eder, ilişkilerinin uzun süreceğine ise kimse ihtimal vermez. Ancak Paul ve Joanne’nin ilişkisi gün geçtikçe güçlenir. Beraber rol aldıkları sayısız filmin yanında, çiftin üç kızları olur. Milyonlar bu mutluluğun sırrını merak eder. Paul’e göre Joanne hayatının aşkıdır ve ona ihanet etmeyi aklından bile geçirmez. Joanne ise, “Fiziksel özellikler hatta cinsel çekim bile bir gün son bulur, ama sizi her gün güldürebilen bir erkeğe sahip olmak; işte mutlu evliliğin sırrı da budur” der. Sonsuz sevgi ve güvene dayalı bu ilişki bile kusursuz değildir elbette. Joanne, Paul’un alkol bağımlılığının ilişkilerini etkilediğinin farkındadır, ayrıca bir dönem Paul’un yazar Nancy Bacon ile ilişki yaşadığı söylentileri çiftin evliliğine epey zarar verir. Bütün bunlara ve Hollywood’un sinsi cazibesine rağmen, çift birlikteliklerini korur ama en çok özveride bulunan taraf Joanne olur. Genç kadın, iki Oscar ödülü ile perçinlediği kariyerine ara verir ve kendini, gözlerden uzakta yaşadıkları Connecticut’ta çocuklarını yetiştirmeye adar. Yarım asır süren evliliğin ardından 2008 yılında Paul, 83 yaşında akciğer kanseri nedeniyle hayata veda eder. Hollywood’un altın çifti, altın yıl dönümlerini kutladıktan sadece birkaç ay sonra ebedi olarak ayrılır. Joanne hayat arkadaşı için, “Birbirimizle her şeyi konuşabilirdik, alaya alınma veya reddedilme korkusu olmadan birbirimize her şeyi söyleyebilirdik. Aramızda güven vardı” der. Çiftin kızlarından Lissy, anne ve babasının arasındaki bağı şu sözlerle anlatır: “Aralarındaki çekim öyle güçlüydü ki sanki tüm molekülleriyle birbirlerine bağlıydılar. İyi, kötü veya zor zamanlarda, hep beraberlerdi.”


DİKKATLİ SÜR, JOANNE

2017 yılında, Joanne’nin 25. evlilik yıldönümü hediyesi olarak Paul’e hediye ettiği Rolex saat açık artırma ile satışa sunulur. 17,8 milyon dolara alıcı bulan ve açık artırma ile en yüksek fiyata satılan saat olma özelliğini taşıyan bu değerli hatıranın arkasına zamanında Joanne’den bir de mesaj kazınmıştır: “Dikkatli sür, Joanne.” Paul’un yarışa olan tutkusuna gösterdiği tolerans ve ona duyduğu sonsuz sevginin bir göstergesidir bu not. Çiftin kızı Clea, ikilinin ilişkisiyle ilgili şunları söyler: “Birbirlerine sonsuz saygı duyarlardı ve gülmeye tanıdığım tüm çiftlerden daha fazla vakit ayırırlardı. İşte bu nedenle de uzun yıllar evlenmeyi tercih etmedim, çünkü babam gibi bir eş bulmayı diledim.”