top of page

Dürtüsel Tüketim Çağında Zamana Direnmek

Her nüansın ekranlarımızda saniyeler içinde tüketildiği bir çağda zamana karşı durmak, kalıcı duygular uyandırmak, ilham olmak ve kendini zamanın ötesine taşımak gerçekten mümkün mü?





Formun geliştiği, değiştiği ve evrimleştiği; ancak kapsüllenmiş duyguların ve ilhamın etkisini ve senfonisini hızın, anlık etkileşimlerin ve obur bir tüketimin karşısında koruyabildiği dijital çağda zamansızlık kavramını inceleyelim.


Yaşadığımız çağda kendimizi sonu gelmeyen bir dijital tüketim akışının ortasında buluyoruz. Küçük ama her şeye gücü yeten ekranlarımız hayatımızın ritmini belirliyor. Aşırı sosyal medya kullanımı ve “multitasking”; hafızada tutma, dikkat ve odaklanma gibi bilişsel yeteneklerimizi zayıflatıyor. Kendimizi hızlı bilgi

ve anlık tatmin dünyasına giderek daha fazla kaptırdıkça beynimiz derin, nitelikli ve konsantre düşünce kapasitemizi baltalayan adaptasyonlara uğruyor. Yoğun bir reklam, bilgive bildirim ateşine maruz kaldığımız, onlarca kullanıcı ve markanın dikkatimizi çekmek için binlerce lira harcadığı, her şeyin baş döndürücü bir hızla aktığı sosyal platformlarda güç yavaşlatabilmekte. Ekranın ötesini cezbedebilen, sonsuz içerik denizindeki aralıksız akışı duraklatma gücüne sahip olanlar, hıza direnç gösterebilenler zayıflamış hafızalarımızın ultra seçici filtrelerini aşıp geleceğe taşınabilecek.


Ortega’nın “vasatlığın altın çağı” olarak değerlendirdiği modern dünyamızda, teknolojinin yarattığı erişilebilirliğin bir diğer dezavantajı ise her anlatının artık bir diyaloğa dönüşmüş olması. Her alanda, her anlamda eşitliğin kutsandığı modern toplumda, her fikrin duyulmaya değer olduğu savına inananlar bunu bir dezavantaj olarak değerlendirmeme şiddetle karşı çıkacaktır. Ancak tarihte iz bırakan birçok eserin yaratımında, sanatçının etrafındaki tüm sesleri susturup kendini dinlemesi, bize

yaratım ve inziva ilişkisi hakkında fikir veriyor. Sosyal medyada ise her aksiyon bir reaksiyon almakla kalmıyor, çoğunlukla paylaşılan işe ilişkin geri bildirimler yetkinliği olan kişilerden ziyade algoritmaların rastgele tayin ettiği kullanıcılardan geliyor. Yoğun bir geri bildirime tutulan yaratıcının, tüm bunların etkisinde kalmadan üretime devam etmesi söz konusu olamaz. Üstelik yalnız kullanıcıların baskı ve dayatması değil; platformların kendi kârlılıklarını ve kullanıcı ekran sürelerini artırmak için çizdiği biçimsel sınırlar da yaratıcıyı kısıtlıyor ve yönlendiriyor.


Özgünlük ve özgürlük, zamansızlığın anahtarlarından. Bu nedenle dijital çağda, zamansız olabilmek için bu diyaloğudoğru yönetmek, geri bildirimler konusunda seçici davranmak gerekiyor. Diğer taraftan her şeyi kalıcı hale getiren teknoloji, dikkati dağınık zihinlere hikâyesini dinleten, duygulara dokunan ve kendinden sonra gelenlere ilham olmayı başaranlara da ölümsüzlük vadediyor.


Saniyelerin algılarımızı şekillendirdiği ve ekranların anlatılarımızı dikte ettiği tüketim çağında, zamansızlığın peşinde koşmak, etki ve ilhamın kalıcı gücüne bir övgü. Yüzyıllar, estetik anlayışlar, arayışlar ve fonksiyonelliğin tanıtımı değişse de insana dair olanlar, duygular, aynı kalıyor. Bu sebeple her çağda ve koşulda, ben zamansızlığın anahtarının bir hikâye anlatmak ve duygulara dokunmak olduğuna inanıyorum.


Comentarios


bottom of page