Duygusal Kolektif Alanın Keșfi Aile Dizilimi



lman psikoterapist Bert Hellinger tarafından geliştirilen “Aile Dizimi”, ‘sistemik’ bir terapi yaklaşımıdır.Yani bireyi ayrı bir birim olarak değil daha büyük bir bütünün, aile sisteminin bir parçası olarak değerlendiririz. Hiçbirimiz bağsız, soyutlanmış varlıklar değiliz. Her birimiz, özellikle de aile bireylerimiz ve atalarımızla bağlantılıyız. Aile Dizimi çalışmasında, ailemizin bizi büyüttüğü toplum ve kültürün de iliklerimize işleyerek bizi doğrudan etkilediğini keşfederiz.


Aile Dizimi, hem kök ailemizdeki hem de mevcut ailemizdeki kilitlenmeleri fark etmemize yardımcı olan güçlü bir metottur. Bu kilitlenmeler kişinin hayatını bütün potansiyeli ile akıcı ve kolay bir şekilde yaşamasına engel olur. Kilitlenmeler, ailede birisinin bilinçsizce kendisinden daha önceki bir aile üyesinin kaderini yeniden üstlenip yaşamasına, ondan daha önce gelenlerin yaptıklarını dengelemek için kendisini çeşitli durum ve davranış kalıpları içine sokmasına neden olur. Geçmişteki olayları çözmek amacı güden bilinçaltından gelen dürtüler aile tarihinden gelebilir ve geçmişteki çözülmemiş travmalar gelecek nesillerde ortaya çıkabilir. Freud ve Carl Jung da bilinçaltında kalan şeylerin yok olmadığına, fakat daha çok yaşamlarımızda kader ve talih olarak yeniden yüzeye çıktığına inanmıştır. Jung, “Bilinçli olmayan ne varsa, kader olarak deneyimlenecektir” der.


EPİGENETİK MİRAS

Rasyonel beynimizi tatmin etmek için kısaca iki deneyden bahsedeyim. Psikiyatri ve Nörobilim profesörü Rachel Yehuda ve ekibi New York Mount Sinai Hastanesi’nde, Nazi soykırımında konsantrasyon kampında bulunmuş, işkenceye maruz kalmış veya şahit olmuş ya da İkinci Dünya Savaşı boyunca saklanmak zorunda kalmış 32 Musevi kadın ve erkek ile onların çocukları üstünde araştırma yapmıştır. Hem soykırımı yaşayanların hem de bu deneyimi yaşamamış çocuklarında aynı genetik değişiklikler saptanmıştır. Buna epigenetik miras deniyor, yani bulunduğumuz ortam, diyet ve stres, çocuklarımızın hatta torunlarımızın bile genlerini etkileyebilir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’da yaşamayan Musevilerin genlerinde bu izlere rastlanmamıştır. Atlanta’daki Emory Üniversitesi’nde yürütülen araştırmada ise aynı anda kiraz çiçeği kokusu ve az miktarda elektrik şoku verilerek, bu kokudan korkmaya şartlanan bir grup erkek fare, bir zaman sonra sadece kiraz çiçeği kokusunu aldığında bile titremeye başlıyor. Sonraki aşamada bu erkek fareler çiftleştiriyorlar ve çocukları oluyor. Bu deneye maruz kalmamış yeni nesil farelere ayrı bir kafeste sadece kiraz çiçeği kokusu verildiğinde aynı tepki ortaya çıkıyor ve korkuyla titriyorlar. Böylece deneyin uygulandığı baba farelerin, bu kokuya karşı epigenetik etiketli genler içeren sperm ürettiği saptanıyor.

AİLE DİNAMİKLERİ

Hepimizin bir ailesi var ve farkında olmasak da ailemizle ilgili çözümlenmemiş bir şeyler taşırız. Aile sisteminde işleyen bazı yasalar vardır; bunlar biz farkında olmasak da davranışlarımızı yönlendirir. Aile sisteminin bir veya daha fazla üyesi bilinçsizce bu varoluşsal yasaları çiğniyorsa aile fertlerinden biri ıstırap çeker. Aile Dizimi’nde bu yasalar ve gizli aile dinamikleri görünür hale gelir. Bu yasalara çok kısaca değinmek istiyorum. Hayatta hangi değerlerin izlenmesi, hangilerinin ise izlenmemesi gerektiğini bize aklın vicdan mekanizması bildirir. Bu değerleri doğduğumuz ve ait olduğumuz ülke, kabile, mezhep gibi sosyal gruplardan öğreniriz. Bu değerleri edinmemizi sağlayan başlıca kaynak, ailemizdir. Kişisel vicdanımızın kökeni çocukluğumuzun erken dönemleridir. Çocuğun en büyük isteği öncelikle anneye, sonra da babaya ait olmaktır. Çocuk, anne babasını şartsız sever çünkü hayatta kalması bu sevgiye bağlıdır. Bu en derin, en güçlü güdü olan aidiyet güdüsü sayesinde doğa, çocuğun hayatta kalmasını sağlar. Çocuk annesine böylesine bir bağlılık duymasa ölüp gideceğinden, annesine yakın olabilmek için her şeyi göze alır. Büyüdükçe, bu bağlanma ihtiyacımız genişler ve aileden sonra sıra başka insanlarla tanışmaya ve daha büyük bir topluluğa bağlanarak kendimize sosyal bir kimlik edinmeye gelir.



KİŞİSEL VE KOLEKTİF VİCDAN

Kişisel vicdanımız, kabul gören davranışları ihlal ettiğimizde suçluluk hissetmemize neden olur, yanlış yaptığımız şeyi düzeltmeye zorlar, denge sağlamak için birinin bize yaptığı bir iyiliğe veya jeste karşılık vermemizi, doğru yerde doğru davranışları sergilememizi sağlar ve bizi sosyal düzenin bir parçası kılar. Tabii vicdan kültürden kültüre farklılık gösterir, bir kültürde ayıp olarak algılanan bir davranış başka bir kültürde olumlu bir davranış olabilir. Bir de kolektif vicdanımız vardır ki bu çok daha kuvvetli, gizli, sinsi bir güçtür. Karşı geldiğimizde bize varlığını suçluluk duymamıza neden olarak belli etmez, nereden geldiğini anlamayız ve doğrudan tanımlayamayız. Kolektif vicdan, bireyin aklını mesken tutup yaptığı seçimlerle kendini göstermek yerine ailenin bütününde işler ve bundan aile bireylerinin haberi bile olmaz. Aile Dizimi’nde uygulayıcılar olarak bize düşen, kolektif vicdanı teşhis etmektir. Bu vicdan yasalarını anlayıp gün ışığına çıkararak, bize göstermeye çalıştığını ve yaptırmak istediğini kavrayarak aile sistemindeki dengesizliğin düzeltilmesine ve danışanın yaşanmış olanı kabul etmesine yardımcı oluruz. Kolektif vicdanın üç ilkesi vardır:

• Aidiyet Yasası: Ailenin bir parçası olan herkesin, o aileye aidiyet hakkı eşittir.

• Hiyerarşi Yasası: Aile üyeleri, aile sistemine geliş sıralarına göre kıdemlenirler. Önce gelenler, sonra gelenlerden daha ‘üst’tedirler.

• Denge Yasası: Bir aile üyesine önceki kuşaklarda yapılmış haksızlık ya da bir aile üyesinin bir başkasına yaptığı haksızlık, aynı ailenin sonradan gelen bir üyesi tarafından dengelenmelidir.

Aile Dizimi genelde bir grup çalışmasıdır. Ancak temsilci bulmanın zor olduğu durumlarda bireysel seans da verilebilir, o zaman objeler kullanılır. Aile Dizimi açtırmak isteyen kişi, aile bireyleri ve kendisini temsil edecek bir grupla bir araya gelir. Aile dizimi uygulayıcısına sorununu anlatır veya sorusunu sorar. Temsilciler bir açıklama yapılmadan ya da talimat verilmeden alan içinde yerleştirilir. Böylece ailenin enerji alanı yeniden yaratılır. Ailenin bu portresi bize çok şey anlatır. Her aile bireyinin diğeriyle yakınlık derecesi, birbirlerine duydukları sevgi, acı veya uzaklık hissi hakkında bilgi veren bir görüntü ortaya çıkar. Bu sayede her katılımcı gerek izleyerek gerek temsilci olup deneyimleyerek aile dinamiklerini anlama ve farkındalık kazanma şansına sahip olur. Temsilcilerden bir niyet gütmeden, önyargısız bir şekilde merkezlerinde kalmaları, kendi iç güdülerini gözlemleyip takip etmeleri istenir. Dizimde yer alan temsilciler, hiç tanımadıkları ve haklarında bilgi sahibi olmadıkları halde, yerlerini aldıkları aile bireylerinin duygularını çok kısa bir süre içinde hissetmeye başlarlar. Bu olgu, aile bireylerinin bildirdikleriyle birçok kez doğrulanmıştır. Temsilcinin, yerini aldığı aile bireyine ait bir fiziksel rahatsızlığı hissetmesi ve yaşamasına da oldukça sık rastlanır. Nasıl olduğunu açıklayamasak da bu duruma öyle sık rastlanır ki artık kanıksanmıştır. Sanki rastgele seçilen kimselerin, temsil ettikleri insanların hisleri ve algılarına ulaşabildikleri özel bir enerji alanı vardır. Bir aile sisteminin enerji alanına ayak basarak o sistemdeki ilişkilerin gerçeklerini anında algılayabiliriz. Bu olgu değişik uzmanlarca ‘morfojenetik alan’, ‘bilgilendirici alan’ veya ‘bilme alanı’ olarak adlandırılır. Morfik alanlar teorisine göre doğada bir tür hafıza mevcuttur. Birbirlerini hiç tanımayan fakat aynı türden olan varlıkların mekân ve zaman farkına rağmen aralarında bilinçsel bir ortak alan oluşturup, birbirlerini etkilemeleri olayına bilim adamları ‘morfik alan’ adı vermekteler.

Bu konuyla ilgili 100 maymun deneyinden kısaca bahsedeyim. Japonya’da Koshima adasında bir maymun kolonisi yaşıyordu ve bilim insanları onları kumların üstüne bıraktıkları tatlı patateslerle besliyorlardı. Maymunlar tatlı patatesleri seviyordu ancak kumlu ve kirli oldukları için çok da hoşnut değillerdi. Bir gün, sekiz aylık dişi bir maymun tesadüf eseri patatesini suya düşürdü ve kumlardan arınan patatesin daha lezzetli olduğunu keşfederek o günden itibaren patateslerini yıkayarak yemeye başladı. Bunu gören annesi ve oyun arkadaşları da bu yöntemi öğrendiler ve diğer maymunlara öğrettiler. 100. maymun da patatesi yıkayarak yemeyi öğrendiğinde, hiçbir erişimin ve iletişimin olmadığı diğer adalardaki ve hatta Japonya’nın anakarasındaki maymunlar da patateslerini yıkayarak yemeye başladılar.

Aile Dizimi seansı sırasında olanlara devam edelim. Seans ilerledikçe temsilciler birbirlerine göre konum değiştirerek kendilerini en rahat hissettikleri konumu bulurlar. Verilen iyileştirici cümleleri tekrarlarlar. Danışan yaşadığı sorunla ilgili yeni bir bakış açısı kazanma şansına sahip olur. Aile Dizimi seansına katılan herkes, duygusal olarak bağlı bulunduğumuz kolektif alanın bir parçasını içimizde nasıl barındırdığımızın daha fazla bilincine varır. Huzurlu yaşama giden yolun, kendimiz ve ait olduğumuz geniş sistemle ahenk içinde olmaktan geçtiğini anlarız. Aile Dizimi seansının tek konusu aile sorunları değildir. İlişki sorunları, bir ilişkinizin olmaması ya da ilişkilerinizin kısa süreli olması, sevmediğiniz bir işte çalışıyor olmanız, geçim zorluğu çekiyor olmanız, psikolojik rahatsızlıklar, hastalıklar, değiştiremediğiniz zarar veren davranış kalıpları gibi birçok konuyu kapsar. Bu çalışma yalnızca yıkıcı bir aile dinamiğini ortaya çıkarmaz, aynı zamanda aile üyeleri arasındaki daha sağlıklı bir ilişkiye ulaşmaya çalışan gizli iyileştirici güçleri de gösterir ve sonunda tüm sistem için yeni, daha doğal bir denge sağlanabilir. Aile Dizimi, biz farkında olmaksızın yaşamımızı etkileyen atalarımıza kalbimizi açmamızı sağlayarak, nesiller boyunca bize akan yaşam gücüyle köklerimizi derinleştirmemizi sağlar.

Kaynaklar: Sevginin Kökleri, Svagito R. Liebermeister Seninle Başlamadı, Mark Wolynn