Her Üretim Yeni Bir Doğumdur



Yeniden doğmak... Hayat akarken ve hızla bir yerlere yetişmeye çalışırken yeniden doğmak mümkün mü? Bana göre evet. Tarihe baktığımda cevap yine evet.


Yaşama ilk merhaba dedikten hemen sonra (ki ben bunu bir evre olarak görüyorum), bir dolu doğum ve ölüm ve ardından yeniden doğum yaşıyoruz. Doğa benim en ilham aldığım yer... Ve aslından her saniye “yeniden doğuş”un yaşandığı bir sahne...


Mesela, her üretim yeni bir doğumdur. Yaşam denen çılgın macerada, Türkiye’de sinema filmleri üreten bir film yapımcısı olmak yeterince çılgın bir karardı. Çünkü film yapımcısı olabilmek için sürekli yeniden doğmak durumunda oldum. Bu sayının temasının “yeniden doğuş” olduğunu öğrendiğimde çok heyecanlıydım. Çünkü benim için pek çok konuda anlamlı bir tema... Çünkü benim için “umut” demek, “deneyim” demek ve yargısızca “hayatı anlamak” demek...


Tarihte, yeniden doğuşun sanat ile buluştuğu en anlamlı ve ilham veren dönem ise, Rönesans... Rönesans, kelime anlamıyla “yeniden doğuş” demek zaten. Avrupa’da Orta Çağ sonrasında; siyasi, kültürel, politik, bilim, sanat, mimari ve eğitim alanlarındaki bir dolu yenilik ve kavramların yeniden ele alınmasını anlatan Rönesans döneminde üretilen sanat eserleri bugün hala her konuda bize ışık tutuyorsa bunun birkaç net ifade edebileceğim önermesi var. Bunlardan ilki, yeryüzünün ilgi çekici ve araştırılmaya bir değer bir yer olduğu, ikincisi insanın güçlü ve üretken olduğu, üçüncüsü ise görebilmeyi başardığın zaman gerçeğin güzel olduğu konusudur.


İşte tüm bu bilgiyi de yanıma alarak, biraz mesleğimin “yeniden doğuş” dair özelliklerini anlatmak istiyorum. Yaşam, sadece doğadaki canlılar için başlangıç ve sonu olan bir durum değil. Her şeyin bir ruhu var ve aslında canlı ya da cansız her şeyin yeniden doğması, yoktan vara geçebilmesi mümkün...


Örneğin, bir film projesinin varoluşunu ele alalım. Önce yazar/yönetmenin elinde yaşayan olayların ve karakterlerin olması, bir fikrin gelişmesi, hepsinin ete kemiğe bürünmesi, bazen o kendi yarattığımız gerçeğin bizi çok yorması, kontrol etmesi ve bir dolu şey ile bir eserin ortaya çıkması... Ardından perdede izleyiciyle buluşması... İzleyen için yeni bir buluşma... Üretenler için bir veda... Kendi adıma her yaptığım filmin son jeneriği akarken yeni bir doğumu hissetme...


Aslında bu tüm sanat eserleri ve doğadaki her üretim için geçerli. İşte o yüzden ben yeniden doğmanın “umut” ve yanında “yaratıcılık” olduğunu düşünürüm. Mesela bir sanat eseri sahibi fiziksel olarak hayatta olmasa bile eseri her anıldığında, izlendiğinde, okunduğunda, ziyaret edildiğinde yeniden ve yeniden doğar.


Yeniden doğuşun mucizesi her an yanımızda ve aslında tüm cevaplar doğada ve hayatın kendisinde... Görüp, ona sarılmak gerek...