Her Ailenin Evine Giren Adam: Onur Güvenatam


Yapımcılığını üstlendiği “İstanbullu Gelin”, “Atiye” ve “Kırmızı Oda” gibi popüler ve başarılı diziler sayesinde artık “Her ailenin evine giren adam” olarak tanınan Onur Güvenatam, bir projeye başlamadan önce mutlaka bu işin izleyiciye iyi geleceğine ikna olması gerektiğini söylüyor. Güvenatam’a, Türkiye’de yapımcı olmanın ve elbette başarısının sırlarını sorduk.


Son zamanlarda ekranlarda izlediğimiz pek çok başarılı işte sizin imzanız var. Bunu neye borçlusunuz? Sırrınız nedir?

Bizim işlerimizde temel motivasyonumuz her zaman insanlara şifa olmak.



Bu amaç doğrultusunda çalışıyoruz ve “yaptığımız işler insanlara iyi gelecek mi”, “onlara bir faydası olacak mı” gibi soruların cevaplarına ikna olmamız çok önemli. Ne mutludur ki bu hassasiyetimizi izleyiciye de geçirebiliyoruz, başarımızın kaynağı en özünde bu aslında. Bunun yanı sıra elbette çalışmayı seviyor olmamız, “verimli çalışmayı” odağımıza oturtmuş olmamız da bir diğer önemli faktör. Doğru stratejiyi inşa edip bu strateji ışığında yaptığımız işe değer katma çabası bizimkisi. Elbette hem daha fazla hem de daha farklı işe imza atmak istememiz de bu başarıyı kamçılıyor. Genelde çeşitlilik arttıkça, odak ve konsantrasyonu işe adamak zorlaşır. Ama neyse ki biz odaklanabilmenin ve tüm enerjimizi iyi içerikler çıkarmaya adayabilmenin getirilerini yaşıyoruz.

Sizi “her ailenin evine giren adam” olarak tanıyoruz. Bunun size yüklediği sorumluluklar neler? OGM Pictures olarak gerek TV’ye gerekse dijital platformlara yaptığımız işlerle piyasada ciddi bir yer edindiğimize inanıyorum. Bunun bize yüklediği sorumluluklar elbette ki var; zaten biz de yola çıktığımız ilk andan itibaren bu sorumluluk bilinciyle hareket ettik. Bir içerik üretirken her zaman deyim yerindeyse ince eleyip sıkı dokuduk. Bundan sonrasında da yine titizlikle çalışmaya ve içimize sinen projeler yapmaya devam edeceğiz. İzleyicilere sunulacak yeni, iyi hikâyelere odaklanan, farklı deneyimler sunacak içeriklerle bu konumumuzu sürdüreceğiz. Aynı zamanda bahsettiğim gibi izleyiciye yararı dokunacak işler yapmak her zaman en birinci önceliğimiz. Asıl sorumluluğumuz buradan doğuyor. Yaptığımız işin izleyiciye iyi geleceğine ikna olmadan harekete geçmiyoruz.

İzleyicinin beklentisini tahmin etmek içgüdüsel bir süreç mi yoksa bu işin bir matematiği var mı? İçinde bulunduğumuz dönemde izleyicinin içerik konusunda sonsuz alternatifi var. İçerik çeşitlendikçe onlar da daha farklı içerikler tüketmeye ve talep etmeye başladılar. Sosyal mecralar, dijital platformlar ve geleneksel medyanın elbette ki kendine has dinamikleri var ve bu dinamikler bir matematik içeriyor diyebiliriz, çünkü her içeriğin tüketicisi ve hedef kitlesi başka... Ancak yine de oluşturulan işin yaratacağı etkiyi saptamada içgüdüsel bir taraf da var elbette.

Gülseren Budacıyıcıoğlu’nun pek çok hikâyesi sayenizde yaşam buldu. Kendisiyle ve hikâyeleriyle yolunuz nasıl keşişti? Londra’da üniversiteye gitmeden önce, Gülseren Hanım benim Ankara’da doktorumdu. Yani aslında ben de Kırmızı Oda’daki psikoloğun danışanlarından biriydim. O koltukta oturmak hem sancılı hem de müthiş bir keşif sürecine dönüştü benim için... Kendini anladıkça, insanları da daha iyi anlıyorsun. Belli bir farkındalığa ulaşınca bunun kitlelere aktarılması gerektiğine çok inandım. Aslında onunla yola televizyonun yüz akı işlerden biri olduğuna inandığım “İstanbullu Gelin” ile çıktık.

Gülseren Hanım’ı ikna etmek çok zor oldu, ama başardım.


İstanbullu Gelin’in başarısından sonra gelen işlerde de gördük ki gidilecek çok yolumuz var. Gülseren Hanım da bugüne kadarki deneyimini kitlelere aktarmak, insanlarda farkındalık yaratmak istiyor. Ne mutludur ki bugüne dek birlikte pek çok izleyicinin hayatına dokunmayı başardık.

Sizin aracılığınızla evlere giren hikâyelerle aile yapımız ve toplumsal ruh sağlığımız arasında ne gibi paralellikler var?

Yapımlarımızın temelinde gerçek hayat hikâyeleri ve yaşanmışlıklar yer alıyor. Herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği karakterlerle günlük hayattan hikâyeleri izleyicilerle buluşturuyoruz. Ekrana gelen hikâyelerin gerçeği yansıtıyor olması da zaten toplumsal olarak hepimizin kendini anlatmaya ne kadar ihtiyacı olduğu konusunda pek çok şey söylüyor. Bu nedenledir ki, izleyicide karşılık buluyor ve farklı bir bağ kurduruyoruz. İnsanlara gerçekten iyi geldiğimize inanıyorum.

Sosyal medya popülerliğinin ekrana ve izlenme oranlarına yansıdığını düşünüyor musunuz? Eğer içeriğiniz iyi değilse sosyal medyada, outdoor’da, TV’de, ekşisözlük’te, kısacası aklınıza gelecek tüm kanallarda istediğiniz kadar iletişim yapın, sonuç değiştirmeyecektir. Tabii ki de iyi içeriğin yayılması için popülarite önemli bir etmen, ama asla tek etmen değil.



FOTOĞRAF / PHOTOGRAPHY: ERGİN TURUNÇ GÖKHAN AVCIOĞLU VE ÇIRAĞAN PALACE KEMPINSKI'YE TEŞEKKÜRLERİMİZLE.