İşin Ustası Olmak: İskender Paydaş

Müzisyen, prodüktör, aranjör, besteci ve söz yazarı... Çok küçük yaşlardan beri müzikle iç içe olan, hatta ilk enstrümanı olan davulla henüz 3 yaşındayken tanışan Paydaş; üretkenliği, disiplini ve yaratıcılığıyla Türkiye’nin müzik piyasasını şekillendiren isimlerden biri.


Bir orkestra şefinin çocuğusunuz ve müzik hayatınıza çok küçük yaşlarda girmiş. Farklı koşullarda doğmuş olsaydınız yine müzisyen olur muydunuz?

Evet, tabii bir orkestra şefinin oğlu olarak doğmanın bana getirdiği çok büyük avantajlar var; müzik dünyasının içine doğdum. Ama inanıyorum ki bu tür yetenekler insanın doğumuyla beraber kendi içinde bir paket olarak geliyor, yani sonradan edinilen şeyler değil. O yüzden de eminim ki başka bir ailede doğsaydım da herhalde müzisyen olurdum; belki biraz daha geç başlardım müziğe ama yine müzisyen olurdum diye düşünüyorum.

Konservatuvarda piyano eğitimi aldınız ve bu klasik eğitimi diğer müzik türleriyle birleştirdiniz. Ayrıca Latin Dili, antropoloji ve felsefe gibi farklı alanlarda da eğitim aldınız. Eserlerinizin tüm bu farklı alanlardan etkilendiğini düşünüyor musunuz? Yılların birikimi müziğinizde hayat buluyor diyebilir miyiz?

Aldığım eğitimler bende bir altyapı oluşturmuş olabilir ama müzik kariyerimi ciddi olarak asıl etkileyen hayat tecrübesi ve benim öğrenme isteğim oldu. Aslında müziğe olan yeteneğim sanatın farklı alanlarına da ilgi duymamı sağladı; plastik sanatlar, resim ve edebiyata üzerine bir çalışmam olmasa da ilgi duydum. Bence sanatın her kolu birbirini besler. Mesela üniversitede aldığım antropoloji ve felsefe eğitimi, yaptığım müziği kendi kendime tarif etmek ve dünyamı anlamlandırmak açısından bana çok yardımcı oldu. Klasik müziğin yaptığım müziğe etkisini, çok değer verdiğim ve üzerimdeki etkisinin farkında olmadığını düşündüğüm Ümit Eroğlu’nun bir sözünden yola çıkarak çözdüm aslında: “Bizim yaptığımız pop, caz ve rock müzik; klasik müziğin küçültülmüş, küçük ölçeklendirilmiş halidir. Onu büyütmeye kalktığımızda, eğer iyi müzik yapıyorsak yine klasik müziğe ulaşırız” demişti. Ondan sonra ben de bu büyüklük-küçüklük arasındaki ilişkiyi kurmaya her zaman özen gösterdim. O yüzden ilhamımı hem klasik müzikten hem de yine klasik müzikten etkilenerek çok iyi rock ve pop müzik yapan gruplardan aldım. Hala da bu yöntemi uyguluyorum. Yaptığım her şarkının özellikle aranjman ve kompozisyonu klasik müziğin küçültülmüş hali gibidir, böyle olmasına özen gösteririm.


Ustalık söz konusu olduğunda teorik eğitimi nerede konumlandırıyorsunuz?

Ustalık söz konusu olduğunda kendi adıma şöyle bir şey söyleyebilirim; ustalık önce sahada olmak, daha sonra oradaki hatalarından ders çıkarmak üzere teori çalışmaktır. Ben işi hep tersten ele aldım, hayat da beni o şekilde şekillendirdi. Yani önce kitaplardan okuyup teori öğrenip ondan sonra sahaya gitmedim. Sahada dayak yiyerek, düşüp kalkarak, daha sonra yaptığım hataları neden yaptığımı ve nasıl yapmamam gerektiğini teorik çalışarak toparladım.




Tekrar sahaya döndüğümde oraları halletmiş olup başka noktalarda düşüp kalkmaya başladım. Yine döndüm, yine nerelerde hata yaptım, bu hataları yapmamak için neler yapmalıyım diye teori çalıştım. İşi tersten ele aldım, bu benim kendi yöntemim oldu. Bende işe yaradı, herkeste yarar mı bilemiyorum ama bu işin böyle bir yöntemi var. Önce kendimi sahaya atarım, yenilgilerimden ders çıkarır onlara çalışırım. Sonra tekrar sahaya çıkarım.

Kariyerinizdeki en büyük ilham kaynağı kim? Sizi en çok hangi yönlerden etkiledi?

Kariyerimdeki en büyük ilham kaynağı babam, Muhittin Paydaş. Birkaç isim daha vermek istiyorum: Kayahan, bu noktada neredeyse hocam gibiydi. Diğer ilham kaynaklarımdan neden etkilendiğimin analizini hep onun cümlelerinde buldum. O iyi bir anlatıcıydı ve onun çalışma tarzını ve özellikle de çalışma disiplinini örnek aldım. Böylece hayat tarzını da bir noktada kendime örnek edinmiş oldum. Yine Türkiye’den Atilla Özdemiroğlu, Ergüder Yoldaş gibi önemli sanatçılar benim için hep ilham kaynağıydı. Yurtdışına baktığımız zaman da tartışmasız olarak Led Zeppelin, The Police gibi birkaç grup hem aranjmanlarıyla hem besteleriyle hem de söz yaklaşımıyla beni çok etkiledi. Şimdi geri dönüp dinlediğim zaman gerçekten doğru yerlerden ilham aldığımı görüyorum. Bir de yıllar sonra, benim ilham aldığım kişilerin Beatles’dan ilham aldığını keşfettim. Bu etkileşimden bahsettiğimiz 50, 60, 70 yıllık döngünün ne kadar birbirini etkilediğini gördüm. Çoğunun da benim onlardan nasıl ilham aldığımın pek farkında olduklarını zannetmiyorum. Türkiye’deki Atilla Özdemiroğlu’ndan Ergüder Yoldaş’tan bahsederken kastettiğim budur zaten. Ama akıl hocam hep Kayahan’dı, o beni çok şekillendirdi.

Bugünlerde sizi ne heyecanlandırıyor? İşinizi hala severek yapmanızı ne sağlıyor?

Bahsettiğim gibi klasik müziği pop müziğe uyarlamak ve kendi müziğimi o noktadan çıkartmanın tersini yapmaya başladım ve bundan dolayı çok mutluyum. Pop müziğe indirgediğim kompozisyonlarımı klasik orkestra için senfonik-rock yorumuyla tekrar “büyüterek” konserler veriyoruz. Kafamdaki müziği belli sayıdaki enstrümana indirgemeden, daha anlaşılır bir şekilde sağını solunu kırpmadan nasıl daha büyük, daha “görkemli” hale getirebileceğimi düşünüyordum. Şu anda bunu yapıyor, yaptıkça da çok mutlu oluyorum. Gerçekten bana çok iyi bir motivasyon oldu.