top of page

Korkusuyla yüzleşebilen insanın cesaretidir kalıcı olan.


İlk insanların mağara duvarlarına yaptığı resimleri, çocuk yaşımda bir sanat kitabında görmüştüm ilk kez. Büyülenmiştim. Aradan geçen yıllarda, o resimlere ve onların yaratıcılarına hayranlığım arttı. Aklımda hep aynı soru vardı: O mağaranın duvarına o resimleri yapan kişiler ne düşünüyordu? Bu resimleri yapmalarının arkasındaki duygu neydi?



Günümüzde Fransa ve İspanya bölgelerinde yer alan Lascaux, Altamira ve Chauvet mağaralarının duvarlarında bulunan resimlerin Paleolitik çağlara, yani İÖ 60 bin yılına uzanan bir geçmişi olduğu düşünülüyor. Bu resimlerde, yabani at, bizon,geyik gibi hayvanlar ve av sahneleri tasvir edilmiş. Yani

günümüzden 50-60 bin yıl önce, birileri gerçek dünyayı kurmaca bir evrene taşıyor, bu sayede baş edebilme cesareti gösteriyordu. Buradaki anahtar sözcük, “cesaret”. O insanlar, cesaretleriyle başka insanları da cesaretlendiriyorlardı. Bu mağara resimlerini yapan insanlara “sanatçı” dememiz

mümkün mü? Bence, evet! Uzmanlar bu resimlerin karşı konulamayan güçlerden korunmak, büyü yapmak, tapınmak ve kutsal bir mekân oluşturmak amacıyla yapıldığını söylüyorlar. Daha başka nedenler sıralamak da olası. Belki düşmanlarını bir

mağara duvarına hapsetmek, belki de avlarının bereketli geçmesini sağlamak istiyorlardı. Hayvanları mağara duvarında “öldürmüş” olmak, avlarının kolay geçeceğinin umudu ya da işaretiydi. Ama nedeni ne olursa olsun, bu resimleri yapanlar yaratıcı kişilerdi. Hem yaratıcı hem de yenilikçi.


Resimleri yapabilmek için bitkisel boyalar ve odun kömürü kullanıyorlardı. Bu malzemeleri oluşturmak o dönem için teknolojik gelişim olarak görülebilir rahatlıkla. Düşüncelerini hayata geçirip değer yaratan çıktılara dönüştürüyorlardı; dileyen buna hayal kurma becerisi desin, dileyen girişimcilik. Öyle malzemeler yapmışlardı ki, eserleri on binlerce yıl sonraya kalabildi. Benim için en önemli kısmı ise bu insanların iyi birer hikâye anlatıcısı olmaları. Yaşadıklarını, duygularını, gördüklerini bu resimler aracılığıyla hikâye ediyor, kayıt altına alıyor ve kolektif bir bellek oluşturuyorlardı. Hani o içi boşalan “tarihe kayıt düşmek” klişesi, bu insanların hikayelerinde tam anlamıyla karşılık buluyordu. Mağara duvarlarındaki resimler bize hâlâ çok şey anlatıyor. Üstelik o hikâyeler kişiden kişiye, toplumdan topluma ve çağdan çağa taşınarak insanın sosyal bir varlık olması konusundaki en önemli yapı taşlarından birini oluşturuyordu. Bugün hâlâ fark yaratmak için hikâyeler kurmaya çalışıyoruz. Yaratıcı olmak, hikâye kurma becerisinden geçiyor. Hikâye kurma becerisi ise hayal dünyasına cesaretle dalma kararlılığından. Çokça sıfatla andık mağara duvarı ressamlarını; sanatçı, yaratıcı, yenilikçi, hayalperest, fark yaratan, hikâye anlatan, bellek oluşturan... Ama bütün bunların çatısında bir başka olgu daha var bence. En önemlisi, cesurdu bu insanlar. Cesaretin en sofistike örneğini sergilemişlerdi. Cesareti “korkusuzluk” olarak tanımlayan kolaycı anlayışa ders veriyor mağara duvarlarındaki resimler. Çünkü cesaret, her şeyden önce korkuyla, belirsizlikle, risklerle başa çıkabilme becerisi. Her olgu içinde karşıtını da



Cesareti “korkusuzluk” olarak tanımlayan kolaycı anlayışa ders veriyor mağara duvarlarındaki resimler. Çünkü cesaret, her şeyden önce korkuyla, belirsizlikle, risklerle başa çıkabilme becerisi taşır. O insanlar da korkularıyla yüzleşmekten çekinmemişti. Ava giderken korkuyorlardı mutlaka, hatta bu resimleri o korkuları yenmek için yapmışlardı belki de. İşte cesaretlerinin temelinde bu yüzleşme vardı. Korkusuyla yüzleşebilen insanın cesaretidir kalıcı olan, fark yaratan.


Günümüz insanı, kişisel gelişim denizinde yüzmeyi seviyor. Bu denizin kendisini hep altın rengi kumlarla kaplı, rüya gibi bir sahile çıkaracağını umuyor. Oysa her deniz hayallerdeki gibi olmuyor; insan kendisini bir Robinson adasında da bulabiliyor. O adada hayatta kalmanın yolu, öncelikle korkularla yüzleşmekten geçiyor. Her şeyden önce bir korkak olduğunu kabul etmeseydi vahşi ada yutardı Robinson’u. Şu vahşi dünyanın her an bizi yutabileceği gibi. Ama meşhur kazazedemiz, cesaretini korkusundan doğurmayı başardı. Bugünün dünyasında fark yaratmak istiyoruz. Önde olmak istiyoruz. Cesaretimizle anılmak ve bizden sonrakilere yol açmak istiyoruz. Bu arzuların yolunu aydınlatan sanat eserleri, yüzyıllardır karşımızda

duruyor. Hatta binyıllardır. Denemekten korkmayan, yeniliğe açık, araştıran, hikâye anlatabilen ve toplumsal hafızanın labirentvari koridorlarında ilerleyen insanlar 60 bin yıldır mağara duvarlarından bize haykırmaya devam ediyor: Başkalarına cesaret verecek kadar cesur olmak için, korkularınızla yüzleşin.

bottom of page