Kusurlarımızla uzlaşmak KINTSUGI




Daima benliğimizin ideal bir versiyonunu sunma zorunluluğu hissettiğimiz bir dünyada, kadim kintsugi sanatı bize kusurlarımızın en değerli varlıklarımız olabileceğini anımsatıyor.





GENÇLİĞE, MÜKEMMELE VE YENİYE TAPAN BİR ÇAĞDA KINTSUGI ENDER GÖRÜLEN VE YAŞAMIMIZDA OLDUĞU KADAR KIRIK BİR ÇAY FİNCANINI ONARIRKEN DE KULLANABİLECEĞİMİZ BİR BİLGELİĞE SAHİP.




Yaşamın esas meselelerinden biri de kusurlarımızla olan mücadelemiz ve onları iyileştirmeye dair süregelen çabalarımızdır. Günümüzde kusurlarımızı örtmeye ve sorunlarımızı halının altına süpürmeye o kadar odaklanmışız ki aslında bize bahşedilmiş en güzel nimetler olabileceklerini çoğunlukla göremiyoruz. Tam da bu noktada kadim bir Zen felsefesi olan wabi-sabi’yi kılavuz kabul edebiliriz. Collins sözlüğüne göre wabi-sabi, “güzelliği yaşamın kusurlarında arayan, büyüme ve çöküşün doğal döngüsünü huzur içinde kabul eden bir yaşam biçimidir.” Wabi-sabi’ye göre kusurlar her şeyi eşsiz kılar ve kınanmamalı, yüceltilmelidir. Bu felsefeyi temel alan ve “altın” anlamına gelen kin ile “birleşme” anlamına gelen “tsugi” kelimelerinin bir birleşimi olan kintsugi, nesnelerin kırıldıkça daha da güzelleşeceğine inanan kadim bir Japon sanatı. Kökleri Muromachi dönemine uzanan seramik onarım sanatı, hasar görmüş yerleri vurgulamak adına altın kullanarak kırık parçaları tamir ediyor. Kırıkları kucaklıyor ve onarım sırasında ön plana çıkarıyor; yani kırılmayı nesnenin geçmişinin bir parçası kabul ediyor. Batı’nın onarım yaklaşımı, “yepyeni”ye ağırlık vererek kırık parçaları saklamaya çalışır ve kırılmış her nesneyi eskisi gibi göstermeye gayret eder; kintsugi ise nesnelerin geçmişleriyle birlikte daha değerli olduğuna inanır ve kırık yerleri sergiler. Dışımızdaki bir nesneyi ellerimizle tamir ederken bu süreci bir ritüel olarak kullanabilir, içkin hasarlarımıza ya da kusurlarımıza dair düşüncelerimize odaklanıp bunları onarmak için kullanabiliriz.





“Dünya herkesi kırar; ve sonra, bazıları işte o kırık yerlerinden güçlenir.”

Ernest Hemingway, Silahlara Veda



Geleneksel kintsugi süreci sabır gerektiriyor. Öncelikle, kırık parçaların nasıl onarılacağına karar vermek gerekiyor; uzun kuruma süresi ve çok sayıda adımdan oluşan süreci sebebiyle kintsugi yavaş ve sabırla yapılır. Ruhani iyileşme için bir metafor olarak kabul edildiğinde kintsugi, içimizdeki yaraların onarılması için de zamana ve sabra ihtiyaç duyduğumuzu bize hatırlatır. Bu sanat dalını meditatif bir araç olarak kullanabilir ve içkin süreçlerimizi somut bir nesneye yansıtabiliriz. Kintsugi sürdürülebilirlik ilkesini de temsil eder. Kırık olanı atmak yerine onu tekrar canlandırmak için doğal ve geleneksel yöntemlere başvurur.

Kintsugi, mükemmeliyet ile olan ilişkimize dikkat çekiyor; hele ki kusursuz olmaya böylesine odaklandığımız, görünüşümüzü değiştirmek için sosyal medya resimlerinden faydalandığımız ve yaşlanma karşıtı sayısız imkânın emrimize amade olduğu şu dönemde... Daima benliğimizin ideal bir versiyonunu sunma zorunluluğu hissettiğimiz bir dünyada bu kadim sanat, kusurlarımızın en değerli varlıklarımız olabileceğini bize anımsatıyor. Onlarla sabırla baş başa kalabildiğimizde ve belki de onları bir “altın” (kabullenme) katmanıyla sarabildiğimizde, kusurlarımızın bizi diğer herkesten ayıran ve biricik kılan unsurlar olduğunu öğreneceğiz.

Gençliğe, mükemmele ve yeniye tapan bir çağda kintsugi ender görülen ve yaşamımızda olduğu kadar kırık bir çay fincanını onarırken de kullanabileceğimiz bir bilgeliğe sahip. Parçalanmış eşyalara gösterdiğimiz ilgi ve sevgi bize hasarlı ve yaralı, kırılgan ve kusurlu olana saygı duyma güvenini verir- tabii kendimizden ve etrafımızdakilerden başlamak kaydıyla. Kusurlarla ve hayatın tesadüfleriyle uzlaşmanın bir yolu...