top of page

MÜZİĞİN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜ

Müzik, eski çağlardan beri insan kültürünün ayrılmaz bir parçası olmuş; eğlence, hikâye anlatımı ve dini ritüeller gibi çeşitli amaçlara hizmet etmiştir. Bununla birlikte, müziğin kişisel gelişimimiz ve refahımız üzerinde de önemli bir olumlu etkiye sahip olabileceğini gösteren araştırmalar giderek çoğalıyor.



Müziğin “iyi” olmaya katkıda bulunmasının ana yollarından biri, duygularımız üzerindeki etkileri. Müzik dinlemek, canlandırıcı ve enerji verici olandan sakinleştirici ve yatıştırıcı olana kadar bir dizi duyguyu uyandırabilir. Bu duygusal düzenleme, iyi bir insan olmak için önemli özellikler olan daha iyi öz farkındalık, empati ve sosyal becerilere yol açabilir. Müzik, duygularımızla daha uyumlu hale gelmemize yardımcı olabilir, bu da kendimizi ve başkalarını daha iyi anlamamıza yol açabilir. Ayrıca, bir enstrüman çalmanın veya şarkı söylemenin gelişmiş hafıza, konsantrasyon ve problem çözme becerileri gibi bilişsel faydaları da olabilir. Bu beceriler hayatın diğer alanlarına da yansıyabilir ve kişisel büyüme ve gelişime katkıda bulunabilir. Bir enstrüman öğrenerek zihnimizi yeni kalıplar ve yapılar öğrenmeye zorlarız, bu da hayatımızın ilerleyen dönemlerinde diğer karmaşık beceri ve kavramları öğrenmemize yardımcı olabilir.

Genel olarak, müzik ve “iyi” olmak arasındaki ilişki doğrudan olmasa da, müziğin kişisel gelişime ve sosyal refaha katkıda bulunabileceği oldukça açık bir gerçek. İster dinleme ister çalma yoluyla olsun, müzik kendimizin daha fazla farkında olmamıza, empati kurmamıza ve başkalarıyla bağlantı kurmamıza yardımcı olabilir. Ayrıca hayatımızın diğer alanlarına da yansıyabilecek bilişsel beceriler geliştirmemizi sağlayabilir.

SOSYAL DEĞİŞİM

Müziğin özellikle çocukların ve gençlerin hayatlarını dönüştürmek, iyiye yöneltmek anlamında ne büyük bir güç olduğunun en gerçekçi örneği olarak Venezuela’da 1975 yılında ekonomist ve müzisyen Jose Antonio Abreu tarafından kurulan ve kamu tarafından finanse edilen bir müzik eğitim programı El Sistema’yı göstermek mümkün. Program, sosyal değişimi teşvik etmek, toplum gelişimini desteklemek ve kişisel büyüme ve gelişim için fırsatlar sağlamak ve gençleri suçtan uzak tutmak amacıyla, imkânları kısıtlı kesimlerden gelen çocuklara ücretsiz klasik müzik eğitimi sağlıyor. Program Venezuela’da son derece başarılı olmuş ve dünya çapında benzer programlara ilham kaynağı olmuştur. El Sistema, orkestra eğitimini sosyal gelişim için bir araç olarak kullanmasıyla biliniyor ve Venezuela’da ve ötesinde birçok çocuğun müzik yeteneklerini geliştirmelerine ve yaşam beklentilerini iyileştirmelerine yardımcı oluyor.

Platon, müziğin iyi bir karakterin gelişmesine yardımcı olabileceğine inanıyordu. Ona göre, müzik, insanların ruh halini etkileyebilir ve bu da insanların davranışlarını değiştirebilir. Friedrich Nietzsche ise müziğin insanların duygusal hayatını zenginleştirebileceğini ve onları hayatın anlamı hakkında daha derin düşüncelere yönlendirebileceğini düşünüyordu. Diğer taraftan 20. yüzyılın en acımasız diktatörlerinden biri olarak tarihe geçen Hitler’in özellikle klasik müzikle yakından ilgilenen biri olduğu; dünyanın bütün acılarına katlanma cesaretinin, insan hasletlerinin en başında geldiğini; kuvvetin ahlak, yaşama neşesinin bir görev olduğunu insanlığa hatırlatan Beethoven’ın 9. Senfonisi gibi bir eserin Hitler’in hayatında önemli bir yer tuttuğu da şaşırtıcı bir bilgi. Bu bağlamda bir kişinin müzik zevki ile kişilik özellikleri veya politik görüşleri arasında herhangi bir doğrudan bağlantı olmadığı unutulmaması gereken bir nokta.

ORTAK BİR DENEYİM

Müzik insanları bir araya getirebilir ve bir topluluk ve bağlantı duygusunu teşvik edebilir. Başkalarıyla birlikte müzik yapmak veya konserlere ve festivallere katılmak, ilişkileri güçlendirebilecek ve olumlu sosyal davranışları teşvik edebilecek ortak bir deneyim yaratabilir. Müziği başkalarıyla paylaşarak farklı kültürler hakkında da bilgi edinebiliriz; bu da onları daha iyi anlamamıza ve kabul etmemize yol açabilir. Bu aslında işin mutfağında çalışan birçok kültür-sanat emekçisinin, festival ve konser organizatörünün çok net olarak gözlemlediği bir değişim. Örneğin biz İstanbul Müzik Festivali ekibi olarak İstanbul gibi bir metropolde trafikle ve kalabalıkla mücadele ederek konserlere gelen izleyicilerin mekâna girişlerindeki yüz ifadelerinin, beden dillerinin, diğer izleyiciler ve sahada çalışan ekiple iletişimlerinin değiştiğini; konserin sonunda salondan çıkarken 180 derece değişmiş, yumuşamış, sevgi ve şefkatle sarmalanmış bir hale dönüştüğünü yakından gözlemleyebiliyoruz.

Müziğin insanların ruh sağlığı için önemli bir faktör olduğunu ve duygularımızı etkileyebildiğini kabul edersek; canlı müzik performanslarına katılarak ortak bir deneyimin tadını çıkarmak için bir araya geldikçe bir topluluk ve bağlantı duygusu yaratmak; bunun devamında olumlu sosyal davranışları teşvik etmek ve toplumsal ilişkileri güçlendirmek mümkün olabilir. Genel olarak müzik, kendimizi ve çevremizdeki dünyayı daha iyi anlamamıza yardımcı olabilecek ve kişisel gelişim ile sosyal refaha katkıda bulunabilecek güçlü bir araç. Bu güçten faydalanmalı, müziğin iyileştirici etkisine tutunmalıyız.

Bu yıl, 1-17 Haziran tarihleri arasında hayata geçireceğimiz 51. İstanbul Müzik Festivali** konserlerinin ve müziğin iyileştirici, birleştirici gücünün festival takipçilerine iyi geleceğine eminim. Pandemi nedeniyle zor birkaç yıl geçirdik, kısa bir zaman önce ülkemizin gördüğü en yıkıcı afetlerden birini yaşadık, önümüzde de çetin zamanlar var. Geleceğe dair hayallerimizi ve umudumuzu yeşerteceğimiz, müzik etrafında kenetlenerek yeni bir yüzyıla umutla başlayacağımız bir festivali birlikte yaşamak için herkesi konserlerimize davet ediyorum.

Comments


bottom of page