Nükhet Duru ile Ustalığa Dair


Müziğe başlama hikâyenizden bahseder misiniz? Müzik hep içinizde olan şey miydi? Sizi bu mesleğe çeken, hayatınızı bu işe adamanıza ilham veren en büyük etken neydi?

Bir yanıyla yapmaya mecbur olduğum, önüne geçilemez bir dürtüydü zira çocuk yaşta yeteneğim ailem ve öğretmenlerim, arkadaşlarım tarafından fark edilmişti çünkü durmaksızın şarkı söyleyen, danslar eden, taklitler yapan bir canlı türüydüm ve başka türlüsü mümkün değildi. Bir yanıyla da bir tür “kendimi kurtarma ve hayata tutunma” projesiydi.




Kendimi büyütürken tek güvencem bir gün sanatçı olabileceğimi ve klişe gelebilir ama kendimi gerçekleştirebileceğimi, hayatıma böyle mana katabileceğimi sezmemdi.

Kariyerinizin başından beri kimseye benzemek istemediğinizi, hep kendi yolunuzda yürüdüğünüzü söylüyorsunuz. Sizi Türkiye’nin en sevilen sanatçılarından biri olmaya götüren ustalık yolculuğunuzda başka hangi özelliklerinizin/ alışkanlıklarınızın sizi başarıya taşıdığını düşünüyorsunuz?


Ne istediğimi bilmediğim zamanlarda bile ne istemediğimi çok iyi bilmem küçük yaşlardan beri kılavuzum oldu sanırım. Zamanla kararlarım, müzikal ilkelerim oluştu. Kimseye benzemek istememekten kastım, toplumun talep ettiğini değil de kendi sezdiğimi, seçtiğimi yaparak yolumu belirleyebilmekti ve bu konudaki tutarlılığım sanıyorum ki beni inanılır daha doğrusu samimi kıldı. Bunu yaparken de halktan, sokaktan, dışarda olup bitenlerden hiç kopmadım. Sanatçının dağın tepesinde sırça köşklerde tek başına yaşayan, sokağın sesini duymadan, insanlarla sadece konserlerde üç metrelik mesafede göz göze gelirken üretebilecek bir varlık olduğuna, o ilişkininin de salt o şekliyle insanı besleyebileceğine inanmıyorum zaten. Ben sokakta dolaşırım, çarşıya, pazara giderim; sorun Bodrum’da, benimle bir bardak çay içmemiş, bir fotoğraf çektirmemiş, merhabalaşmamış esnaf, kapısından girmediğim yüncü, boncukçu var mı? İnsanlarla konuşurum, onları dinlerim, duyarım bu nedenle 40 yılı aşkın ilişkimize de çok inanırım. Müziğimi dinlemeyen, sevmeyen ya da o kadar hâkim olmayan çok fazla insan Nünü’yü tanır, bilir, sever. Bunun kıymetli bir şey olduğunu düşünüyorum.

Uzun yıllardır sahnedesiniz ve bugüne kadar pek çok usta sanatçıyla çalışma fırsatınız oldu. Sanatta ustalığı nasıl tanımlarsınız? Sizce usta kimdir?

Usta yol açan, yol veren, maharetini aktaran, deneyimini paylaşan ve gerçekten çağlar boyu yaşamanın “yetiştirmek” olduğunu bilendir bence. Fakat bu tek taraflı bir alışveriş değildir elbette. Çırağın ustaya olduğu kadar, ustanın da çırağına ihtiyacı vardır, aynı arzunun iki farklı tarafıdır. Bu nedenle “büyüklenmeci” bir yerden değerlendirmiyorum usta olma halini.


Bir röportajınızda, “Ben gösteri sanatları için yaratılmışım,” demişsiniz. Müzisyen olmasaydınız oyuncu mu olurdunuz?


Teatral şarkı söyleyen ve sahnede seyirciyle esnek bir ilişki kurabilen biriyim, bu da bana oyunculuk yapma olanağı sağladı. TV ve sinema projelerinde de yer aldım ancak sahnede üstlendiğim rollerin, oynadığım müzikallerin yeri benim için apayrı oldu hep. Carmen, Yedi Kocalı Hürmüz, Cahide... Bunlar içinde bulunmuş olmaktan büyük mutluluk ve gurur duyduğum çok özel işlerdi. Haldun ağabey gibi usta yönetmenlerle,yaratıcılarla çalıştım, onlardan çok şey öğrendim. Ezcümle büyük ihtimalle oyuncu olurdum ama gönlüm herhalde daha çok müzikallere kayardı diye düşünüyorum.

Geçen yıl çıkardığınız “Hikayesi Var” albümünde çok sayıda genç isim size eşlik ediyor. Usta olmak, bu ustalığı başkalarına aktarma içgüdüsünü de beraberinde mi getiriyor?

Kendimi usta, duayen gibi zaman zaman bonkörce bana atfedilen biçimlerde tanımlamıyorum ben, inanın. “Hikayesi Var”ın benim için çok özel ve başka türlü bir çalışma olmasının nedeni bir çeşit miras gibi gördüğüm, kariyerimin başından beri çeşitli dönemlerimin mihenk taşı olmuş bazı şarkılarımı çok sevdiğim sanatçı dostlarımla beraber yorumlamış olmamızdı. Her bir yorumcu kendi ekibiyle, kendi sound’uyla düzenledi şarkıyı. Yukarıda bahsettiğim ustalığın gerektirdiği alma verme ilişkisine çok güzel bir örnektir bence... Onlar bana değil ben onların sound’una, müzikal anlayışına eşlik etmiş oldum aslında ve 40 senelik şarkılar benim için bambaşka bir deneyime dönüştü. Biten her şarkıyla büyük coşkular yaşadık.

“Türkiye’de belki de en fazla düet yapmış şarkıcıyım,” demişsiniz. Bugüne kadar birlikte çalışmaktan en çok keyif aldığınız sanatçılar kimlerdi? Dünyadan veya Türkiye’den keşke birlikte çalışsam dediğiniz birileri var mı?

Şu dönemde Lady Gaga caz projesiyle düet yapıyor Tony Bennet’le ve onu çok kıskanıyorum. Tony Bennet’le ben de düet yapmak isterdim, bir de Frank Sinatra’yla. Onlar benim için ilah şarkıcılar. “Hikayesi Var”daki tüm arkadaşlarımla çok keyif alarak çalıştım. Zeynep, Evrencan ve Sena nispeten daha az tanıdıklarımdı ama acayip bir enerjiyle geldiler. Stüdyo kayıtları inanılmaz neşeli ortamlardı. Bundan sonra da Türkiye’de gençlerle ortak üretimlere ve beni heyecanlandıran projelere hep yakın dururum diye düşünüyorum.


Müzik konusunda sık sık kendine ait bir üslup yaratmanın önemini vurguluyorsunuz. Peki, siz bu üslubu nasıl yarattınız?


Demin de bahsettiğim gibi ilk adımı ne istemediğimi iyi bilmemdi sanırım, bir kısmı da içgüdüsel olmalı zira bugün çok genç yaşlardaki bazı kayıtlarımı dinlerken, yani 15-16 yaşlarımı filan kastediyorum, ben bunu nasıl yapmışım, nasıl düşünmüşüm diye kendime sorduğum çok oluyor. Sağlam bir kulağım varmış, nereden ne alacağımı, onu kendimde nasıl dönüştüreceğimi iyi biliyormuşum. Bir de bence işte burada işin içine yolda karşına çıkan ustalar, öğreticiler giriyor. Başta Timur Hocam, sonrasında ilk dönemimdeki üretimlerin neredeyse tamamını beraber gerçekleştirdiğimiz yol arkadaşlarım Cenk Taşkan, Mehmet Teoman, sonrasında Ali Kocatepe, Selim Atakan, Murathan Mungan; bugün söylemekten gurur duyduğum şarkılarımın yaratıcıları olan bu insanların bana kattıkları da kendime ait bir üslup geliştirebilmiş olmamda önemli yerlere sahiptirler.

On sekiz yaşındaki Nükhet Duru ile karşılaşsanız, ona neler söylemek isterdiniz?

Hayatta her şeyin mümkün olduğuna inan ve sakın pes etme. Sana sınır çizmek isteyen insanların kendine olan güvenini kırmasına izin verme. İyi de kötü de mutluluk da mutsuzluk da geçici, üstelik bunların hepsi nereden baktığına göre hızla değişen durumlar, bunu hiç unutma.


Geçmişe bakıp ustalık yolculuğunuzu değerlendirdiğinizde, bugün sanatın herhangi bir dalında ustalaşmak isteyenlere vereceğiniz tavsiyeler var mı?

Cesur olmalarını; kalıplara, dogmalara takılarak vakit kaybetmemelerini ve kendilerine daha da önemlisi sezgilerine güvenmelerini öneririm. Bence bu işte olmazsa olmaz iki özellik kendine güvenmek ve pes etmemektir. Bomboş bir güvenden söz etmiyorum elbette. Eğitim almak ki bunu da sadece okula gitmek, konservatuvar okumak anlamında söylemiyorum. Kendinizi eğitmek, yeteneğinizin altını teorik olarak da doldurmak ve denemekten korkmamak sanırım benim verebileceğim en gerçekçi tavsiyeler olur.

“Ben hep yarına bakarım, çünkü yarın muhteşem” diyorsunuz. Yarına baktığınızda ufukta yeni projeler var mı?

Yarın şu anda her zamankinden daha da muhteşem çünkü bizi ekip olarak çok heyecanlandıran “Şokopop Presents Nünü” isimli bir retrospektif Nünü projemiz var. Şokopop’umuz canımız Ekim’le beraber 70’lerden bugüne Türkiye’de değişen eğlence biçimlerini, kültür sanat hayatını, Nünü’nün tanıklığında ve hikayesiyle, Şokopop’un videoları eşliğinde multidisipliner sanat formlarından yararlanarak anlatacağız. Şahane bir ekibimiz, çok kıymetli kreatörlerimiz ve kocaman bir orkestramız var. Pandemi koşulları yeni bir sürpriz yapmazsa, Ocak 2021 itibarıyla Zorlu PSM’de buluşuyoruz.


Haldun Dormen ile yıllara dayanan bir dostluğunuz var. Bu dostluk nasıl başladı?

1976 yılında Şan Tiyatrosu’nda tanıştık ve hemen akabinde Haldun Dormen’in yazıp yönettiği “Merhaba Müzik” müzikalinde beraber çalışmaya başladık, yıllarca da devam ettik çeşitli projelerde birlikte çalışmaya. Haldun Dormen tanımadan evvel büyük saygı duyduğum biriydi, tanıdıktan sonra buna bitmeyen bir hayranlık ve sevgi eklendi. Dostluğu bana her zaman gurur ve mutluluk vermiştir.







FOTOĞRAF / PHOTOGRAPHY: ERGİN TURUNÇ


FOTOĞRAF ASİSTANI / PHOTOGRAPHY ASSISTANT: DOĞA SUCU, FERHAT ARAN, FURKAN PALA


STYLING / STYLING: GÖZDE EKİCİ


STYLING ASİSTANI / STYLING ASSISTANT: BEGÜM BATUR PİRECİ


SAÇ / HAIR STYLIST: ENGİN AKTAŞ


MAKYAJ / MAKEUP ARTIST: ELİF GİRGİN


PRODÜKSİYON / PRODUCTION: ARMAĞAN MERVE BİLGİN, MÜGE SARIOĞLU


PRODÜKSİYON ASİSTANI / PRODUCTION ASSISTANT: YASEMİN YILDIRIMGEÇ, MURAT KEREM SANDIKÇI