NFT İle Nasıl Milyonlar Kazanılır?

Beş yılı aşkın bir süredir etrafta olsalar da NFT’ler (Non-Fungible Token, Türkçe çevirisiyle “ikame edilemez jetonlar”) hayatlarımıza 2021 yılında girdi. Pandeminin ikinci yılında sanatçılar, illüstratörler, fotoğrafçılar, yaratıcılar ve hatta TikTokçular bir sonraki büyük fenomenin arayışına girdi. Fakat bir sonraki “patlamanın” kapsamı sanattan çok daha genişti. NFT’lerin birden fazla işlevi var. Şimdilik en yaygın kullanımı sanat, müzik, oyun, erişilebilirlik araçları ve dijital kimlik saptamanın yeni biçimlerinden ibaret. NFT’lerin yükselişi kripto paralarla edinilen kazanımlarla değerli bir şey yapma ihtiyacını genişletti ve kripto dünyasının hegemonyasını tek başına kırarak finans ve teknolojiyi sanat ile estetikten ayrıştırdı.



ARACI İHTİYACI


En geleneksel hâliyle, sanatçılar galerilerle çalışıyor ve bu galeriler gerek endüstrinin gerek sanat dünyasının kurallarını belirliyordu. Halkla ilişkiler ve pazarlama ihtiyaçlarına ek olarak işlerini koleksiyonerlere ve sanat meraklılarına sergileme zorunlulukları sebebiyle çoğu yaratıcı, oyunu kurallarına göre oynamak zorundaydı. Fakat bu kaidenin bir de istisnası var. OpenSea, SuperRare, Foundation, Hic et Nunc ve Rarible gibi NFT platformları aracılığıyla yaratıcılar “aracıyı” aradan çıkarmanın bir yolunu buldular. Ancak burada bir paradoks söz konusu: Galeri-sanatçı ilişkisi incelikli olsa da safi satışın ötesinde, daha büyük bir amaca hizmet ediyor. Koleksiyonerler için istikrar, bir temas noktası sunuyorlar. Sanatçı, alıcı ve eser arasında fiziki bir bağ kuruyor. Fakat endüstri, şeffaflık konusunda üzerine düşeni yerine getiremedi. Satış fiyatlarını, komisyonları, ödeme takvimlerini ve en önemlisi eserin mülkiyeti ve korunmasını düzenlemekse çok daha zor bir görev. NFT platformları blok zinciri teknolojisini kullanarak, sanatçının emeğini korurken tüm işlemleri tamamıyla şeffaf yürüterek, asıl satıştan daha az komisyon isteyip ikincil satışlardan telif ücreti sağlayarak bu soruna bir çözüm sunuyor. Burada başka bir soru gün yüzüne çıkıyor: Galerilere ihtiyacımız var mı?



Geleneksel sanatların dijitale ani geçişinin yanı sıra, göze çarpan başka jpeg biçimleri de var. Twitter ve Discord gibi platformlarda görülmeye başlanan Maymunlar (Apes), Klonlar (Clones), Ayılar (Bears), Kediler (Cats) ve Uzaylılar (Aliens) satış rekorları kırarak astronomik fiyatlara satılıyor. Bu tür NFT’ler birden çok kategoriye dahil olabiliyor. Gereçler, oyunlar, mağazacılık nimetlerinin ötesinde bir topluluk, profil resmi adı verilen pfp’ler ile temsil edilen bir aidiyet sunuyorlar. Onları bu dünyaya yönlendiren ilgi ne türde olursa olsun, NFT’lere diğer herkese kıyasla daha erken yönelen ilk kullanıcılar Z Jenerasyonu. Alfalar bile WAGMI (We Are All Gonna Make It), DYOR (Do Your Own Research) ve LFG (Let’s Fucking Go) gibi sayısız dilleriyle kendini gösteriyor; öyle ki 1980’lerin başı ile 1990’ların arasında doğanlar olan biteni anlamak için sözlüğe ihtiyaç duyabilir. Bu topluluğun bir parçası olmak kolay ama ona ayak uydurmak oldukça güç. Vakit nakit ve veri hızlı. Bir projenin baştan satışının baştan sona ömrü yaklaşık üç haftadır; örneğin Adidas x Prada gibi anlık bir proje ise dört güne kadar düşebilir. Tüm bu “hype” sayesinde daha bu aşamada tüm projelerin satıldığını düşünürsek, karşımıza şu soru çıkıyor: Bu 300 dpi jpeg dosyalarını bu kadar değerli kılan ne? Neden herkes bu kadar heyecanlı ve neden Justin Bieber bir NFT için 500 ETH (satış zamanında 1.29 milyon dolar) ödedi?


Hype. Hype bu dünyanın nihai gerçeği. Geleneksel influencer’lar, ünlüler, kripto figürleri ve “balinalar” (en büyük NFT varlığı sahipleri) fırsatı kaçırma korkusu yaratmak için belirli projeleri destekliyorlar. Bu pazarlamanın yarattığı güvenlik hissiyle NFT meraklıları projelere yatırım yapıyor ve dakikalar içerisinde tükenmelerini sağlıyor. Daha önce bıraktığımız yere dönecek olursak, NFT projeleri kitlesel fonlamanın yeni ve geliştirilmiş bir sürümünü andırdığından, proje sahipleri fikirlerini ve hayallerini öncelikle somut bir ürün olmadan satmak zorunda. Bu da topluluk yönetimi, gerçek hayatta reklam, hızlı kampanyalar, diğer uluslararası projelerle iş birliği, beyaz liste sunmak, bitmek bilmeyen bir içerik paylaşımı ve hikâye anlatıcılığı süreci anlamına geliyor. Henüz fazlasıyla muğlak ve meçhul bir alan olduğundan tüm bu süreç başlı başına bir öğrenme deneyimi aslında. Yol haritası ve topluluk inşası bir NFT projesi için büyük önem taşısa da alıcıların neden kripto paralarını “drop”layıp sıraya ilk giren olmak için yarıştığını hâlâ açıklamıyor. NFT’lerin finansal yönü her gün giderek büyüyor. Nisan 2021’de Bored Ape Yacht Club’ın piyasaya sürdüğü 10 bin parçayı yaklaşık 190 dolardan 0.08 ether fiyata satması yalnızca 12 saat sürdü. Yılın başından bu yana projenin değeri %133650 yükseldi ve bugün taban fiyatı 107.68 ether. Bu emsal; kâr elde etmek için ucuzdan alıp yükseğe satabilme umuduyla her bir projeden birden çok “mint”leyecek yeni ve potansiyel projelere ve yatırımcılara el uzatıyor.


Web 3.0’ın inşa ettiği imkânlar sayesinde bir haftadan kısa bir sürede NFT yapmak ve “milyoner olmak” hakkında neredeyse her yer de bir makale, video, video blog ve YouTube videosu görüyoruz. Pak, Shepard Fairey, Mad Dog Jones gibi bazıları sistemin etrafından dolaşabilecek yeni bir yapı, yeni bir dijital persona icat etmeyi ve aracıyı terhis edip yeni düzene dair kendi fikirlerini uydurmayı başardı. Yine de görünen o ki bizzat pazarlama gurusu değilseniz, satışın temel işleyişini bilmiyorsanız ve blok zincir ile geliştirmeye dair kapsamlı bir anlayış geliştirmediyseniz bu iş vadedildiği kadar kolay değil. Dolayısıyla ister sanatçı veya proje isterse bir gereç veya oyun olsun, NFT’ler hâlâ pazarlamaya ve promosyona bel bağlıyor. Bu fenomene yönelik yaklaşım ise gelenekselden tamamen uzak durup yeni bir anlayış sunmalı.


“1980’LERİN BAŞI İLE 1990’LARIN ARASINDA DOĞANLAR OLAN BİTENİ ANLAMAK İÇİN SÖZLÜĞE İHTİYAÇ DUYABİLİR. BU TOPLULUĞUN BİR PARÇASI OLMAK KOLAY AMA ONA AYAK UYDURMAK OLDUKÇA GÜÇ.”