Sanatın Özgürleştirici Gücü

Sanat vazgeçemediğimiz bir tutku... Tıpkı aşk gibi. Birini diğeri olmadan düşünmek neredeyse imkânsız. Her ikisi de tedbirsizce ortaya çıkan dürtüleri tatmin etmeye yaklaşana kadar tüm varlığınızı ele geçirir. Bu duygular, siz onları bu dünyanın gerçekliğinde tanımlayana kadar sizi tutar, tutkusunu hissettirir. Tıpkı aşk gibi sanat da farklı bakış açıları, hal ve formlar barındırır. Sanat, her hal ve formu özgürleştiren ifade biçimidir. Aşk gibi sanat da paylaşıldığında daha anlamlı ve değerlidir. İşte tam bu düşünceyle kurulan çağdaş sanat platformu shopi go ART herkesin sanatı hayatın bir parçası olarak görmesini sağlamayı hedefliyor. İyi hissettiren her şeye olan aşkını ifade etmekten çekinmeyen yaratıcıları buluşturan shopi go ART’ta sergilenen beş eserin sanatçılarıyla aşkı konuştuk.


Kendi stüdyosunda çektiği fotoğrafları internetten ya da eskicilerden topladığı fotoğraflarla bir araya getirerek kendi yapılandırdığı gerçekliğe dönüştüren Cankat Kalyoncu, özellikle seçtiği objelere bir anlam vererek kendine özgü sembollere çeviriyor.

İlk görüşte aşk size ne ifade ediyor? Ege’de bahar aylarının sonlarında muhteşem bir manzaraya doğru yürüyorsun. Deniz, ılık ılık ısıtan güneş ve toprak. Hava bir anda hafifçe kararıyor, ışık bulutların arasında bir anda kayboluyor.


Biliyorsun ki her an şiddetle yaz yağmuru indirecek. Islanmamak için altına sığınabileceğin bir incir ağacı ararken, o anda üzerine yıldırım düşüyor. Dağılmışsın ama şaşkınsın çünkü nefes alıyorsun ve yüzünde bir gülümseme...

Birine karşı hissedilen fiziksel çekim tek başına yeterli midir? Yalan söylemeye gerek yok, evet.



Fotoğrafçılıkla, babası sayesinde çocuk yaşta tanışan Can Dost Öztürk, o zamandan bu yana analog fotoğrafçılıkla yakından ilgileniyor. Sanatçı, farklı konseptlerde çekimler yaparak özgün kolajlar yaratıyor.

Aşk, anne-baba ilişkisinden örneklendirdiğimiz bir olgu mudur? Aşka gelmeden önce bence karşılıklı saygı ve alan kavramları anne-baba ilişkisinden örneklendiriliyor daha çok. İlişkide nasıl iletişim kurulduğunu ilk orada gözlemliyor çocuk, sonra gelen bütün tanım ve kavramlar da ya bu bağlamda örülüyor ya da bağlamla çatıştığı için yerle bir oluyor.

Aşk için bir altın kural belirleseniz bu ne olurdu? Aşkın kendisi için bir kural belirlemek bana değil kimseye düşmez herhalde, ama aşk içinde olan bireyler için bir şeyler söyleyebilirim; ne olursa olsun partnerleri ile konuşamayacakları hiçbir şey olamaz, her şey sağlıklı iletişimle bir sonuca vardırılabilir. En azından benim aşk kavramım bunun üzerine kurulu.


Farklı kültür, yaş ve ırklardan insanları fotoğraflayan Begüm Yetiş; beden, cinsellik ve cinsiyet üzerine yaptığı çalışmalarıyla günümüzün çağdaş erotik kavramlarına vurgu yapan işler üretmeye devam ediyor.


Bu eser bir terk edişi mi yoksa yeni bir aşka başlangıcı mı ifade ediyor? Bu eser tek taraflı bir bakış açısı; yanında yatan biri olup olmadığı belli değil. Çoğunlukla dikkatimizi çekmeyen, fakat rutin olan anlardan biri. Fiziksel bu alandaki boşluğun duygusal ağırlığını yansıtıyor. Bu yeni bir başlangıç da olabilir, bir ayrılık da; belki de kişinin kendi ağırlığı...

Aşkın hangi evresi size sanatsal açıdan daha çok ilham verir? İlişkilerin iyi günleri çok keyifli ama zor günleri daha etkili oluyor. Oradaki duygu karmaşası, insanın kendini ifade etmeye çalışma hırsı, çözüm bulma çabası, sanatı ve yaratım sürecini tetikleyen duygular


Disiplinlerarası bir pratiğe sahip olan Maral Taşkırıcı, seramik çalışmalarında kendine desenleri için yeni yüzeyler oluşturarak plastik pratiğini boyutlandırıyor.

Aşk hangi noktaya kadar kendinden ödün vermektir? Ne kadar emek ister? Aşk akışkan; kendi kendine yollar buluyor. Dışarıdan müdahale etmeye gerek yok. Asıl çaba isteyen ilişkiler sadece romantik olanlar değil arkadaşlıklar da. Kendinden ödün vermeye başladığında, kendine yabancılaştığını hissettiğin noktaya kadar gelebiliyorsun. Arada biraz uzaklaşıp içsel bir sorgulama yapmak gerek sanırım. İlişkileri korumak çok fazla emek istiyor. Harcanan bu emeği karşılıklı dengeleyebilmek önemli bence.

“Örümcek beyinli” deyiminden yola çıkarak aşkta ne kadar açık fikirli olmalıyız? Her aşkın dinamiği farklı. Hiçbir şey olduğu gibi, ilk haliyle kalmıyor, aşk da öyle. Bu yüzden değişime ve yeni formlara açık olmak lazım. Açık fikirli olabilmek için önce önyargılardan uzaklaşabilmek gerekiyor, sonra da empati kurabilmek. Farklı duyguları hissetmekten korkmamamız gerek. Günün sonunda ne kadar açık görüşlü yaşıyorsan o kadar çok eğleniyorsun.



Arslan Sükan, insan algısının limitlerini sorgulayan fikirlere; fiziksel ve sanal dünya, görünen ve görünmeyen arasındaki sınırlara kafa yoran çok yönlü bir sanatçı.

Sizce aşkın rengi olsaydı bu ne olurdu? Aşkın rengi olsa bana göre şeffaf olurdu.

Size göre aşk kültürlere göre farklılık gösterir mi? Bana göre aşk evrenseldir.