Sihre Dönüşen Aile ve Yaratıcılık: Ray & Charles Eames




Çoğu insan için yaratıcılık tabiat olarak kabul edilir ve “Tanrı vergisi” veya “kalıtımsal” olarak görülür. Walt Disney, Isaac Newton veya Frida Kahlo gibi yaratıcı insanları saptamak çoğumuz için oldukça kolaydır. Yaratıcılık neticelerinin tespiti de aynı derecede basittir; Pulitzer ödüllü bir roman, The Met’te sergilenen bir tablo veya devrim niteliği taşıyan bir fikir ya da teknoloji. Ancak söz konusu yaratıcılığın kendisini tanımlamak olduğunda çoğumuz zorlanıp çıkmaza düşüyoruz. Bana göre, yaratıcılığa dair en iyi açıklama Steve Jobs’ın imzasını taşıyan, Apple’ın “Think Different” (Farklı Düşün) kampanyasıdır: “Delilerin şerefine; uyumsuzların, asilerin, baş belalarının, bulundukları yerde eğreti duranların, dünyayı farklı görenlerin. Onlar kurallardan hoşlanmazlar... Onlardan alıntı yapabilirsiniz, onlara katılmayabilirsiniz, onları yüceltebilir ya da kötüleyebilirsiniz. Yapamayacağınız tek şey onları göz ardı etmektir çünkü onlar bir şeyleri değiştirirler. İnsan ırkının ilerlemesini sağlarlar. Kimileri onları deli olarak görse de biz dâhi olarak görüyoruz çünkü dünyayı değiştirebileceklerini düşünecek kadar çılgın olanlar bu değişimi sağlayanlardır.”




Ailenin geleneksel anlamı bir erkek, bir kadın ve çocuklarını kapsar. Ailenin modern anlamıysa cinsiyetleri ne olursa olsun birbirini seven ve hayatlarını birlikte geçirmeye karar vermiş iki insanı içinde bulundurur. Çoğu insan içinse aile kavramı kan bağından, cinsiyetlerden ve biyolojik çocuktan öte bir anlam taşır. Sizi koşulsuz seven, kusurlarınızı kabul eden, iyi günde ve kötü günde yanınızda olan ve her şeyden de önemlisi hayat boyu güvenebileceğiniz insanlar rahatlıkla ailenin bir parçası olarak görülebilir. Bir iç mimar olarak ailemden biriyle beraber yaratabiliyor, ondan ilham alabiliyorsam -partnerimle yapabilme şansına nail olduğum gibi- daha ne isterim ki... Kişisel deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim ki yaratıcılığı aileyle harmanlamak zaman zaman zorlu bir yolculuğa yelken açmak anlamına gelebilir, ama enerjileriniz uyumlandığında bu büyülü bir deneyime dönüşebiliyor. Yaratıcı enerjilerini sihre çeviren en iyi örneklerden biri, Eames ailesi, modern mimari ile mobilya tasarımı tarihinde büyük bir etki bıraktı. Bu Amerikalı endüstriyel tasarımcı çift 1940 yılında Cranbook Sanat Akademisi’nde tanıştılar. Âşık olup kısa bir süre sonra, 1941’de kendi ailelerini kurdular. Evlilikleri boyunca endüstriyel ve grafik tasarım, güzel sanatlar, mobilya tasarımı ve film alanlarında birlikte çalıştılar. Dünyanın her yerindeki mimar ve tasarımcılar onları en çok tasarladıkları mobilyalarla tanır. Resmî biyografilerine göre çift “Amerika’nın yirminci yüzyılını şekillendirdi. Gerek yaşamları gerek işleriyle bu ulusu tanımlayan hareketlerin temsilcisi oldular: Batı Yakası’nın rüştüne kavuşması, ekonominin üründen bilgi üretmeye geçişi ve Amerikan kültürünün küresel yayılımı. Eames’ler dönemin vizyoner modern tasarım konseptini bir sosyal değişim gereci olarak benimseyerek ulusal gündem seviyesine yükselttiler. Birer mobilya tasarımcısından kültür elçilerine evrilmeleri sonsuz yeteneklerinin yanı sıra ülkeyle paylaştıkları ortak menfaatlerini de gözler önüne serdi. Ortak hedeflerin nadiren görüldüğü bir dönemde Eames ailesi, federal hükümet ve ülkenin ileri gelen işletmeleriyle el ele vererek savaş sonrası Amerika’yı çağdaşlaştırma hareketine öncülük etti.”


Tasarım sahnesindeki nüfuzları öylesine büyüktü ki 1950’lerin ortalarından itibaren stil sahibi, modern çiftlerin verdiği hemen her partinin merkezinde Eames imzalı bir koltuk görme ihtimali çok yüksekti. Eames Lounge Chair ve Eames Dining Chair, ikilinin en tanınmış tasarımlarından. Aradan geçen onca yıla rağmen Eames çiftinin mobilya tasarımları hâlâ en iyiler arasında gösteriliyor. Eames şirketinin mirası bir sonraki milenyuma Charles’ın tek kızı ve Ray’in biricik üvey kızı Lucia Eames tarafından taşındı; ta ki Lucia’nın 2014’teki ölümüne kadar. Bugünse mirasları Lucia’nın beş çocuğu tarafından yönetilen Eames Vakfı tarafından korunuyor.