Songül Öden Takes Over Qatar

Başarılı oyuncu Songül Öden ile Katar'da doğanın benzersiz güzelliklerinden biri olan çölleri keşfe çıktık.




Bugüne kadar dram, komedi pek çok türde proje içinde yer aldınız. Yine en son çok konuşulan “Uysallar” dizisi ile karşımıza çıktınız ve seyirciyi şaşırttınız. Seçimlerinizi hangi kriterlere göre belirliyorsunuz?


Aslında en önemli konu hep senaryodur benim için. Karakterin yolculuğu, başladığı yer ile varmak istediği ya da varamadığı yer, seçimleri ve bunun etkili ve derinlikli biçimde anlatılması kuşkusuz bir oyuncu için çok kıymetli bir referanstır. Tabii bunların yanında kadrosu, yönetmeni, yapım şirketi, gösterileceği mecra, çalışma koşulları da seçimlerde etkilidir. Uysallar dizisi, benim için bütünü ile çok heyecan vericiydi. Çok beğendiğim bir hikayeci olan Hakan Günday ve daha önce yaptığı işlerle yarattığı dünyayı çok başarılı bulduğum Onur Saylak, oynamaktan çok büyük bir keyif aldığım muhteşem oyuncu kadrosu. Uysallar’da oynadığım “Nil” karakteri kentli bir kadındır. Görünüşte her şeye sahip olan ama aslında kendi deyimi ile “Bu bedenle bu akıl aynı yerde değil, aynı mekanda değil, aynı zamanda değil. Ne zaman ayrıldılar birbirlerinden, ben bunu bile bilmiyorum” tanımlaması, benim oynamak için içimi kamaştırdı. Nil, hayatında anlam arayışında olan ve bu arayışta milyonlarca kör noktası ile ışığa yürüyen, adressiz pervaneler gibiydi ve oynaması çok keyifli bir karakterdi.


Oynadığınız “Nil” karakteri estetik operasyon oluyor, kariyerinin dış görüntüsü ile bağlantılı olduğunu düşünüyor. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Çağımızın kadınlar üzerinde yarattığı estetik kaygıların sebepleri nelerdir?


Bu ne bu çağa özgü ne de salt kadınlara özgü bir mesele… Bu meselenin muhatabı “insan”. Estetik kaygı sadece kadınlara atfedilen bir olgu olsa da aslında erkekleri de çok ilgilendiriyor. Söz gelimi sokakta son zamanlarda sıklıkla kafası sarılı; kafasını tarıma açmış gibi görünen erkeklerle siz de karşılaşıyorsunuzdur. Memleketimizde çok yüksek katılımlı bir saç turizmi var artık… Belli ki bu estetik kaygılar, erkeğin üstünde de baskı oluşturuyor ve insanlar kendi genetiğinin doğal akışını, zamanın güzellik algısı ve toplumun güzellik kriterlerine göre değiştirmek istiyorlar. Kadın bundan en çok nasibi alan oluyor her seferinde… Hep genç kalmak, etinin hep çok sıkı kalması salık veriliyor. Bütün kozmetik sektörü bunun üzerine oluşturuyor tüketim kodlarını. Bir prospektüs ile fiziksel insan tipleri yaratılıyor. Şişman olan ameliyat olmalı, kaşı farklı olan öngörülen algıya göre kaş çizdirmeli, standart bir güzellik anlayışı ile biçimlendirilip suni bir güzellik algısıyla insanlara yetersizlik pompalanıyor. Bundan, farkında olalım ya da olmayalım hepimiz nasibimizi alıyoruz.


Elbise: Piece Of White

Küpe: Ponponiere


Aynı zamanda uzun yıllardır Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu Sözcüsü olarak kadına şiddet konusunda önemli çalışmalar yaptınız. Sizce kadına şiddetin önüne geçebilmek için ne gibi adımlar atılması gerekiyor?

Öncelikle “çifte ahlak” anlayışından çıkmak gerekir. “Cennet analarının ayağının altındadır” cümlesini anneler gününde Twitter hashtagi yapıp, akşam üzeri bir canlıyı doğuran “anneye”, onun doğumuna yardımcı olan “ebeye” küfür aynı ağızdan çıkıyorsa buna çifte ahlak denir. Bunu köpürten, toplum algısını yaratan bu mecralar kurallar ve yasalarla seferberlik ilan etmeli. Söz gelimi medya: kanalında, gazetesinde bu dili yaratan, geliştiren, kadına karşı nefreti servis eden refleksi değiştirmeli. Yasa koyucular; kadının ihtiyaçlarını, haklarını gözeten hassas düzenlemeli yasalar oluşturmalı. Yasa uygulayıcılar da bunu adil biçimde hayata geçirmeli. Kadının şiddete uğraması bir sonuçtur aslında. Toplum bu süreçte neredeydi, kendi sorumluluğunu ne kadar aldı sorusu çok önemli. Sadece şiddetin sonucuna ağıt yakmak, hashtag oluşturmak, kınamak çok samimiyetsizdir aslında. Sonucu değiştirmek için süreci değiştirmeliyiz ve hepimiz bunun bir parçası olmalıyız.


Kadın erkek meselesinde her röportajınızda eşitliğin altını çiziyorsunuz. Şu anda hayatınızı eşinizle paylaşıyorsunuz. Aşkta eşitlikten bahsedilebilir mi?


Doğada hiçbir konuda eşitlikten bahsedilemez. Güçlü ve güçsüzler vardır. Kendine göre bir dengeden bahsedilebilir ancak. Biz de doğanın bir parçasıyız, kadının doğurganlık gücü ile erkeğin fiziksel gücü eşit olamaz. Ama bu hiçbir tarafı daha iyi ya da daha kötü yapmaz sadece farklı kılar ve farklılıklar zenginliktir. İnsanın gücü, bu farklılıklarda ki zenginliği algılaması, kadını ve erkeği eşitlemesindedir aslında. Ben farklılıklarımızın zenginlik olduğunu düşünen bir adamla evlendim ve dolayısıyla kendi eşitliğimizi yarattık. Hayatı paylaşmak nedir; “Paylaşmak” kelimesi yaradılışı gereği eşitliktir aslında. İnançlarımız, hayata bakışımız, iki ailenin kendine ait değerleri birleştiğinde, ikimiz için yeni bir biz kimliği yarattı.



Peki eşitlikten yola çıkarak bu konuyu biraz daha açacak olursak, kadın ve erkek haklarını koruyan “Evlilik sözleşmesi” hakkında ne düşünüyorsunuz?


Biz evlilik sözleşmesi yapmadık. Kuşkusuz tarafların mali konularını koruyan bir sözleşme. İkimizin yapısı gereği buna ihtiyaç duymayacağımızı düşündük. Aramızda duygusal, yazılmamış, herhangi bir akde bağlı olmayan ilişkimize bıraktık kendimizi. Tabii her birliktelik kendine göre bir tasarruf kullanmakta serbest. Evlilik sözleşmesi tarafları korur ama İstanbul Sözleşmesi yaşatır.

Çölde sizinle çok keyifli bir çekim yaptık, nasıl bir deneyimdi?

Doğanın kendine has bir güzelliği çöl… Biricik, hiçbir yere benzemeyen, kendine has bir güzellik… Ayağımın altında sıcak ince bir kum, oyuncak gibi üflediğinde bütün nesnelerin dağılıp hiçleşeceği bir alan… Bir renge ismini vermiş “kum rengi”. Adımını her atışında ayak izini kuma mühürleyen bir rüzgarla, sanki oradan hiç kimse geçmemiş gibi düne dair ne varsa silen… Suyun değerinin altını çizen… Ve uçsuz bucaksız derinliği huzur veren paha biçilmez farklı bir deneyimdi benim için.

Elbise: Sister Jane V2k


Çölde tek başınıza kalsaydınız, Lâl Hayal’de canlandırdığınız hangi karakterle hayatınıza devam etmek isterdiniz?


Lâl Hayal’de 7 kadın karakter var… Hayatıma bir ben, bir çöl, bir kadın devam etmek istemezdim. Bir ben, bir çöl, bir Arman’ı tercih ederim. Doğa denge ister :)


İlk işiniz Gümüş dizisi ile Ortadoğu’da çok büyük bir hayran kitlesine sahip oldunuz. Size “Rose of Turkey” ismini koydular, halen bu kadar çok seviliyor olmak nasıl bir duygu?


Çok güzel bir his, ülkeye her girdiğimde yüzlerinden eksik etmedikleri gülümsemeleri çok değerli benim için. Ortadoğu gezilerimden birinde bir kadın bakana “Neden bu iş sizi bu kadar etkiledi” diye sormuştum, o da “Kadın erkek arasındaki aşk ve eşitlik bizi çok etkiledi” demişti. Yaptığımız işlerin gücü, algılanış biçiminin yarattığı etki beni çok şaşırtmıştı. Televizyonun coğrafyaları aşan gücü ile ne büyük bir etki yaratmış olduğunu düşünmüştüm.


Elbise: Alexis Beymen

Küpe: Beymen Collection

Ayakkabı: Herea Beymen


Disney Plus’a hazırlanan iki yeni işte yer alacağınız yazıldı. Bize biraz bilgi verebilir misiniz?


Evet, doğru. Her iki iş içinde çok heyecanlıyım ama gizlilik sözleşmeleri gereği maalesef bu heyecanımı şimdilik sizinle paylaşamıyorum.



Elbise: Siedres v2k

Küpe: Leta


Bandana: Lar Studio Vakkorama

Body: Academia

Pantalon: Front Row Show Vakkorama

Ayakkabı: Ancient Greek Sandals Beymen



 

Genel Yayın Yönetmeni/Editor in Chief: İrem Bakic & Selim Can Çelik

Online İçerik Yöneticisi/Digital Content Manager: Gökhan Oğuz Ünal

Fotoğraf/Photography: Ali Kalyoncu

Fotoğraf Asistanı/Photography Assistant: Zeynep Deryaasan

Styling: Gözde Ekici

Saç/Hair: Remzi Ateş

Makyaj/Makeup: Hakan Kültür