Tüylü Dostlarımız Ailemiz Olursa...

“Yaşamınızda bir tane bile köpek yoksa, bu mutlaka sizinle ilgili bir sıkıntı olduğu anlamına gelmez; fakat büyük olasılıkla hayatınızda yolunda gitmeyen bir şeyler vardır.”



Sıradan bir park ziyaretinin hayatımı sonsuza dek değiştirebileceğini bilmiyordum. Madrid’in en ünlü parklarından El Retiro’nun bir bankında otururken gözüm, küçük bir köpekle oyun oynayan genç bir kadına takılmıştı. Aralarındaki enerji muazzamdı. Ve hayatı boyunca köpekler hakkında hiçbir şey öğrenmemiş, onlarla bir yaşam paylaşma şansına sahip olamamış olan biri olarak, İstanbul’a döner dönmez bir köpekle yaşamaya başlayacağımı tam da “o an” biliyordum.

İlk barınak ziyareti deneyimim de böyle oldu. Yaklaşık 2700 köpeğin yaşadığı çok büyük bir barınakta, ilk başta bana oldukça mesafeli davranan ve iletişim kurmakta zorlanan ilk köpek arkadaşım Pöti'yi fark ettim ve onu kurtardım. İşte o andan itibaren artık yalnız olmadığımı fark ettim; artık bir ailenin parçasıydım. Üstelik terk edilmiş köpeklerin dünyasına balıklama dalma cesaretini göstererek ailemi daha da büyüttüm. Uzun yıllardır tanıdığım, uzun ya da kısa aralıklarla vakit geçirdiğim, yaşamlarının dönüşümüne kelebek etkisiyle katkıda bulunduğum her köpeği ailemden biri olarak kabul ettim. Ve bu hissiyat, aradan geçen yıllarda yüzlerce köpekle yolumun kesişmesiyle giderek daha da büyüdü. Anladım ki köpek ailem de en az insanlardan oluşan kadar önemli ve değerli.

“GERÇEK AİLE”MİZ KİM?

Kuşaktan kuşağa dayatılan bilgilerle binlerce yıldır, aile kavramının “anne-baba-çocuk” üçgeninden oluştuğu algısı zihnimize yerleştirildi. Ancak zaman içinde şunu anladım ki, gerçek aile kendimizi ruhen ve kalben ait hissettiğimiz bir grubun içinde olmaktır. Algılarımızı körleştiren bu sistemin içinde savrulurken, ne yazık ki çok az insan “gerçek aile”sinin nerede olduğunu görebiliyor ve rutin yaşamından, dayatmalardan uzaklaşma cesaretini gösterebiliyor. Köpeklerle yaşamaya başladığımda, onlarla bir aile olduğumda, beni tanıyan ya da tanımayan insanların gözünde tuhaflaştığımı fark ettim. Bu noktada köpeklerin toplumsal algıdaki yerinin farkına vardım ve biraz umutsuzluğa kapıldığımı da itiraf etmeliyim. “Köpeklerden aile olmaz! Kendini kandırma... Zamanını onlara boşuna harcıyorsun. Hayatına yazık ediyorsun...” Yüzüme açıkça söylenenler ya da kulağıma sonradan çalınan bu yıpratıcı fısıltıların neredeyse tamamı, köpeklerle bir aile olunamayacağı yönündeydi. Cesaretimi topladım, hepsine kulaklarımı tıkadım ve bildiğim yolda ilerledim. Bugün sahip olduğum aileyle birçok kişiye ilham kaynağı olduğumu biliyorum.


Köpeklerin duygusal hayvanlar olup olmadıkları bilim dünyasında hâlâ hararetli araştırmalara konu oluyor. Ancak iletişim kurma ve insanların vücut dilini çözme konusundaki becerileri, tarih boyunca onları insanlara en yakın canlılar kılıyor. Köpeklerin yeni şeyler öğrenme ve adaptasyon konusundaki muazzam yetenekleri onlara atalarından bir armağan. Ve bu miras, giderek büyümeye, zenginleşmeye devam ediyor. Köpeklerle geçirdiğim uzun yıllar sonunda fark ettiğim en önemli şeylerden biri, onların sadece öğrenme değil, “öğretme” becerilerinin de muazzam olduğu. Köpek ailemle yaşamaya başladıktan sonra beni uzun yıllar boyunca boğan, ayağıma dolanan ve aşağı çeken birçok düşünce ve davranıştan da kurtulmaya, sıyrılmaya başladığımı fark ettim. Artık öfkemi daha iyi kontrol edebiliyorum. Sabit fikirli biri olmadığımı görüyorum. Aldığım ilk kararın çoğunlukla en doğrusu olduğunu görüyorum. Ruhumu ve bedenimi yoran insanlardan korkmadan uzaklaşabiliyorum. Daha cesurum, daha hızlıyım, daha sakinim ve hepsinden önemlisi daha mutluyum. Alınacak daha çok yol, köpeklerden öğrenecek daha çok şeyim var. Doğanın içinden zihinlerine ve kalplerine yerleşen katıksız bilgelik beni aydınlatıyor ve geleceğime ışık tutuyor. Bir ya da daha fazla köpekle aile olmak için mutlaka onlardan biriyle aynı evi paylaşmanıza gerek yok. Şartlarınız buna el vermiyorsa, sokak köpekleriyle arkadaş olabilir, muazzam ailelerinin bir parçası olmak için kalbinizi onlara açabilirsiniz. İnsanların gaddarlığına ve kayıtsızlığına maruz kalmış, terk edilmiş, aç ve yalnız bırakılmış, bilinmeze itilmiş bu hayvanlardan öğrenecek çok şey var. Zira onlar tüm bunlara rağmen insanlardan umutlarını kesmiş değiller.

“Bütün hayatı boyunca iyi bir insan olmaya çalıştı. Ama birçok kez başarısız oldu. Sonuçta o sadece bir insandı. Bir köpek değil.” – Charles M. Schulz