Ustanın Haberi Olmaz

B abamla ilk berber anım beş-altı yaşlarıma denk geliyor sanırım. Ortalıkta koşuşturan, benden yaşça büyük bir çocuk berber amcanın talimatlarıyla çaycıya gidip sipariş veriyor, dönüşünde tıraşı biten müşterilere kolonya tutuyor, türlü ufak tefek görevleri kendine söylendiği biçimde yerine getiriyordu. “Çırak” sözcüğünü ilk defa o gün duymuştum. Ustaların, yetenekli küçükleri iş yaptırırken eğittikleri, eğittikçe daha üst düzey görevler verdikleri, vakti geldiğinde usta mesleğini ustanın tarzında sürdürebilme potansiyeli olan adaylardı, çıraklar. Sistem, ustanın planlı ve bilinçli bilgi aktarımı doğrultusunda çırağı yetiştirmesi üzerine kuruluydu. Bana böyle anlattılar hep.

Benim çıraklık dönemimin pek öyle olmadığını, bir gün biri bana ilk defa “usta” dediğinde hissettim. Bana anlatılmış olan usta-çırak sistemine tam oturmayan bir şeyler vardı. Sonra düşündüm ve anlatılanların aksine, ustalık mertebesine ulaşmama vesile olan ustalarımın benden neredeyse tamamen habersiz olduklarını ancak çok yakın bir zaman önce fark ettim. Onlar benden habersizdi, ama ben her kelimesinden, her davranışından, her tercihinden dolu dolu dersler çıkardığım ustalar sayesinde, hızla gelişen yalnız çırak olmuştum.

Ümit Eroğlu, bir sohbet sırasında klasik müziğin pop müziğe etkisiyle ilgili fikirlerini Kayahan’a anlatırken benim tarzımı habersizce şekillendiriyordu. Bir gece iskeledeki vapurun dalgalarla sallanmasının “Esmer Günler” şarkısının giriş melodisini oluşturduğunu uygulamalı olarak anlatan Kayahan, farkında olmadan aylarca bu deneyi yapacağımdan habersizdi. Beni hiç tanımamış usta müzisyen Ergüder Yoldaş’ın aranjmanlarını analiz ve taklit ederek kaç geceyi sabaha kavuşturduğumu yakın arkadaşlarım bilir. “Her Gece” şarkısının nakaratı üzerinde uğraşırken sabaha kadar davullarına çalıştığım John Bonham bana neler kattığını bilemez.


Erdal Kızılçay bir gün ustaca işler yaptığımı söyleyerek bana iltifat ediyordu. “Hocam sensin,” dediğimde bir hayli şaşırmıştı. Ustam olduğundan haberi yoktu. Bana usta denmeye başlandığı vakitler, ben de bildiklerimi aktarabileceğim yetenekli çıraklar yetiştirmem gerektiğini düşünmeye başlamıştım. Fakat çırak adaylarına her yaptığımı açıklamak ve anladıklarından emin olmaya çalışmak, işimi yapmaktan daha zor geliyordu. Sonunda umutsuzluğa kapıldım. Bende bir ustanın bilgi aktarım becerisinin olmadığına kanaat getirmiştim. Fakat bir gün bir şey oldu. Çalışmalarını beğendiğim benden yaşça küçük başarılı bir aranjör- besteci meslektaşımı, yaptığı bir işten dolayı tebrik ediyordum. Bana baktı ve “Hocam sensin,” dedi. Şaşkınlıkla bakakaldım. Ardından habersizce ona nasıl ilham verdiğimi anlattı. Bazı çalışmalarımdaki benden başka kimsenin bilemeyeceğini zannettiğim birçok ayrıntıyı en doğru şekilde analiz etti. Hangi işimin ona nasıl ilham verdiğini anlattı. Tamamen habersizdim. O gün kendimi ilk defa usta gibi hissettim. Artık çırak adaylarına ne söyleyeceğimi biliyordum, bugün ise ne söyleyeceğimden eminim: Eğer bir şeye tutkuyla bağlıysanız, hayat o şeyi yapmanız için size her şekilde yardımcı olur. Bir öğretmen beklemeyin. Öğretmenleri izleyin, taklit edin ve sonra kendinizi dönüştürün. Yeterince iyi olursanız sizi takip edenler de çıkacaktır. Bilgi nesilden nesile akacaktır. Çıraklarından habersiz bir usta olsanız bile...