Yemeklerle Barışın



Sezgisel beslenme, vücudun verdiği fiziksel açlık ve tokluk gibi sinyalleri dinleyerek ve bu sinyallere uyum sağlayarak yemek yememizi sağlayan bir yaklaşımdır.


Sezgisel beslenme kilo verdiren ya da fit bir vücut vaat eden popüler bir diyet akımı olmamakla birlikte neyi, ne zaman ve nasıl yemen konusunda yönlendirmeleri veya katı beslenme kuralları da içermez. Aksine diyet kültürünün kafa karıştıran modern alternatiflerinden, yo-yo diyetçilikten, yemek ve beden imajı takıntılarımızdan bir çıkış yoludur.


Sezgisel beslenme aslında yeni bir oluşum değildir. Hatta sezgisel beslenme bir başlangıçtır: Bizim başlangıcımız. Hepimiz aslında birer sezgisel yiyiciler olarak dünyaya geliyoruz. Örneğin, bir bebeğin yemek yemesini düşünün; doyunca kafasını çevirmesi veya ağzına tıkılan bir şeyi tükürmesi, sezgisel yiyici olarak bedenini dinleyip “Hayır ben doydum!” demesinden kaynaklanıyor.


Peki büyüdükçe ne olur da biz vücudumuzun bize sağladığı doğal beslenme sinyallerinden uzaklaşırız?


Genelde ilk darbeyi ailelerimizden alırız. Ebeveynlerimiz, bebekken bizi tabağımızdakileri bitirmeye zorlayarak, ödüllendirmek için şeker, cezalandırmak içinse en sevdiğimiz yemekleri yasaklayarak yediklerimizi yönetmeye başlarlar. Zaman içerisinde bu tür yorumlar ve davranışlar da yemekle olan doğal ilişkimizin arasına girer.



İkinci darbe ise diyet kültüründen gelir. Peki diyet kültürü nedir?


Diyet kültürü;


● İnceliğe tapan, inceliği sağlıkla aynı kefeye koyan ve bu yüzden ideal incelikte olunmadığı zaman ‘yetersizlik’ hislerini getiren,


● Daha değerli hissetmek için kilo vermeyi teşvik eden ve bu sayede bütün enerji, zaman ve paramızı bir beden küçülmeye harcamamızı sağlayan,


● Gıdaları iyi, kötü, temiz gibi sınıflara ayırıp, pişmanlık ve utanç duygularını yaratan,


● ‘Sağlıklı’ kriterlerine uymayan herkesi dışlayan ve böylece bir sürü insana fiziksel ve psikolojik zarar veren düşünceler ve davranışlar sistemidir.


Bu kültürde büyümek maalesef elimizden bedenimizin ve doğal sinyallerinin kontrolünü alır ve ‘Canım ne istiyor?’ veya ‘Neye ihtiyacım var?’ diye sormaktansa diyet kültürü standartlarında ince olabilmek için nasıl beslenmem gerekir?’ diye sormamıza neden olur.


Günümüzde pek çok insan istedikleri yemeği tükettikten sonra pişmanlık ve utanç duyguları ile yaşıyor. Bu duygular beraberinde yemek takıntısı ve devamlı yeni bir diyete başlayıp bırakma davranışlarını getiriyor. İşte tam bu noktada sezgisel beslenme bize bir çıkış yolu sağlıyor. Sezgisel beslenme aslında vücudunun bilgeliğine güvenerek iyi hissetmenizi sağlayan seçimlere yönlendirir. Sezgisel yiyiciyken bütün kontrol sizdedir ve seçimlerinizden ötürü suçluluk duygusu yaşamazsınız. Ama yemekle ve bedeninizle ilişkinizi düzeltmek ve tekrar sezgisel bir yiyici olabilmek için diyet yapmayı tamamen bırakmak gerekir. Ancak bu şekilde bu yo-yo diyetçilik ve yemek takıntısından özgürleşebilir ve vücudumuzu tekrar sevmeyi öğrenebiliriz.





Sezgisel beslenme yaklaşımının kurucusu Evelyn Tribole, bedenimiz ve yemekler arasında daha sağlıklı bir ilişkiye adım atabilmemizi için 10 ilkeye dayandırıyor:


  1. Diyet Anlayışını Reddet Size yanlış umutlar vadeden tüm diyet trendleri ve dergilerden kurtulun.

  2. Açlığına Saygı Duy Vücudumuzun ihtiyacı olan enerjiyi, ihtiyacı olan zamanda verin. Verilmediği takdirde yemeğe saldırmak ve çok yemek gibi ilkel davranışlar tetiklenebilir.

  3. Yemeklerle Barış Kendinize yemek için koşulsuz izin verin. Herhangi bir besini kendinize yasaklarsanız, yasak olanın cazibesine kapılıp daha sonra aşırı yeme eğilimi gösterebilirsiniz.

  4. Yemek Polisine Karşı Çık ‘Karbonhidrat yeme!’ ‘Şeker yersen kilo alırsın’ gibi düşünceleri kafanızdan çıkartın.

  5. Tatmin Olma Duygusunu Keşfet Hayatın bize sunduğu en güzel ve en basit hediyelerden birini göz ardı edip duruyoruz; yemek yemenin zevkini.

  6. Tokluğunu Hisset Vücudunuzun size ‘doydum’ ‘duralım’ gibi verdiği doğal sinyallere kulaklarınızı açın ve dinleyin.

  7. Duygularınla Yiyeceklerle Değil Şefkatle Başa Çık Bazen hislerimizi bastırmak için bize kestirme yoldan keyif veren ve rahatlatan yönü yüzünden de yemek yemeyi seçiyoruz. Kısa bir zaman diliminde rahatlatıcı ve olumlu bir etkisi olmasına rağmen duygularımızla yemek ile başa çıkmak uzun vadede işe yaramaz ve bu duygulardan bizi kurtarmaz. Bu duygularla şefkatle ve başka şekillerde başa çıkmayı öğrenmeliyiz.

  8. Vücuduna Saygı Duy Her bedenin eşsiz ve farklı olduğunu kabul etmeliyiz. Hepimiz farklı bir genetik altyapıya sahibiz ve bunun aslında ne kadar özel ve büyük bir şey olduğunu fark etmeliyiz.

  9. Hareket ve Spor Arasındaki Farkı Hisset Kendinizi ağır sporlar yapmaya zorlamaktan vazgeçin. Spor yapmak değil hareket etmek önemlidir. Hareket ederken ne kadar kalori yaktığınıza değil bedeninizin nasıl hissettiğine odaklanın.

  10. Kendine İyi Davran Sağlıklı olmak için mükemmel seçimler yapmaya ve mükemmel beslenmeye gerek yoktur. Önemli olan genelde nasıl beslendiğinizdir. Sağlığınızı, duygusal sinyallerinizi ve damak zevkinizi onurlandırın. Hedef gelişme kaydetmek olmalıdır, mükemmeliyetçilik değil.



Sezgisel beslenme uzun ve zor bir yol ama güzel olan her şey gibi beklediğine değer!