Yeniye Dair Hikayelerin Anlatıcısı Barış Özcan

YouTube kanalında yayınladığı sanat, tasarım ve teknoloji hikâyelerini milyonlarca kişinin izlediği Barış Özcan; yeni teknolojiler, metaverse, yapay zekâ derken kafamızı kurcalayan hemen her konuda eğlenceli ve aydınlatıcı içerikler paylaşıyor. Metaverse teorisinden pratiğe geçiş yapmanın en kolay yolunun sanal gerçekliği deneyimlemek olduğunu söyleyen Özcan’a merak ettiklerimizi sorduk.





YouTube’un en başarılı hikâye anlatıcılarından birisiniz. Bu yeteneğinizi nasıl keşfettiniz ve içerik üreticisi olmaya nasıl karar verdiniz?


İnsanın kendini keşfetmesi bir süreç aslında. Anılarımı yokladığımda okul yıllarında yaptığımız münazaralar aklıma geliyor. O zamanlar tartıştığım konuyu sahiplenmekten çok onu en güzel nasıl hikayeleştirebileceğimi düşünüyordum. Sonrasında bu istek kendini farklı formatlarda dışa vurdu: tasarımlarla, sunumlarla, hatta web sitelerindeki bazı teknolojik oyunlarla öyküleştirme yapabileceğimi keşfettim. Bu süreçte kazandığım bazı yetenekleri kullanabilmek için en iyi mecranın videolar olduğunu gördüm. Kişisel belgeseller hazırlayarak bunları YouTube başta olmak üzere dijital mecralarda paylaşmaya karar verdim.


YouTube kanalınız ve podcast’iniz dışında ne gibi projeler üzerinde çalışıyorsunuz?


Anlatıcılık dışında girişimcilik ve yatırımcılık yapıyorum. Markaların kendi hikayelerini yenilikçi yollarla anlatabilmeleri için New York ve İstanbul’da faaliyet gösteren bir medya ajansım var. Geçtiğimiz yıl pandemi nedeniyle evlerimize kapanınca uzun süre boyunca yaptığım kurumsal konuşmacılığa geri döndüm. YouTube’da yaptığım canlı yayınlara benzer kurumlar için online sunumlar hazırlıyorum. Dinlenmek için de müzikle ve kısa filmlerle ilgileniyorum.


Bu yeni dünyayı algılamakta zorlananlara harika örnekler ve referanslar vererek anlaşılır içeriklerle kanalınızda paylaşıyorsunuz. Bu yüzden Web 3.0 ve metaverse dünyasının çıkış noktasını ve günümüzde geldiği noktayı okuyucularımız için bir kez daha açıklamanızı rica edebilir miyiz?


Her iki konunun da çıkış noktası insanların birbiriyle bağlantı kurma isteği. Çeyrek asır önce bu istek kendini internet teknolojisi olarak dışa vurmuştu. Önümüzdeki 25 yılda iki boyutlu “internet” üç boyutlu “metaverse”e; Web 1.0 ile başlayıp Web 2.0’la devam eden dönüşüm de Web 3.0’la devam edecek. Bugün nasıl herkesin internette en azından bir sosyal medya profili olarak varlığı varsa, yarın da bu varlık zenginleşerek devam edecek. Ben bu trendi hayatın oyunlara, oyunların da hayata yaklaşması şeklinde yorumluyorum.


Bu dünyayı daha iyi anlamak isteyenler için hangi kaynak ve kanalları takip etmesini tavsiye edersiniz?


Metaverse dünyasını anlamak için çok fazla acele etmeye gerek yok bence. Çünkü konunun gerçek anlamda kullanılabilmeye başlanması için cep telefonlarına benzer yeni donanımların yaygınlaşması gerekiyor. Bu işi anlamak yerine deneyimlemek isteyenlere bir sanal gerçeklik ekipmanı edinmelerini tavsiye edebilirim. Ancak o zaman yaş ya da bilgi seviyesi fark etmeksizin insanlar karşılarındaki bu yeni dünyanın potansiyelini hissetmeye başlıyorlar. Elbette daha çözülmesi gereken pek çok problem var, ancak metaverse teorisinden pratiğe geçiş yapmanın en kolay yolu sanal gerçeklik kapısından geçiyor.


Çevremizde olan biteni, güncel trendleri ve bu trendlerin uzun vadeli etkilerinin neler olabileceğini çok iyi analiz ediyorsunuz. Buna dayanarak dünyanın ve insanlığın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?


Geleceğe iyimser bir bakışı tercih ediyorum. Yenilikler ve değişimler insanlık tarihinin her döneminde bazıları için korkutucu olmuştur. Fakat korku ve karamsarlık, bu kaçınılmaz dönüşümler karşısında bireyleri zayıflatmak ve onları savunmasız hale getirmekten başka bir işe yaramıyor. Güncel trendleri okyanustaki dalgalara benzetiyorum. Bazıları o dalgalar karşısında paniğe kapılıyor, bazıları da kendisine bir platform bulup dalgalar üzerinde sörf yapmaya başlıyor. Bence insanlık geçmişte olduğu gibi gelecekte de organize olarak o sörf tahtalarını birleştirip gemiler inşa edecek ve yeni kıyılar keşfetmeye devam edecek. Sadece Dünya’da değil tüm Güneş Sistemi ve ötesinde…




“DÜNYADA HALA

MİLYARLARCA İNSANIN İNTERNETE ERİŞİMİ OLMADIĞINI DÜŞÜNECEK OLURSAK KENDİ YARATTIĞIMIZ BALONCUKLARIN BÜYÜK ÖLÇÜDE YİNE BİZİ ETKİLEYEN YANILSAMALAR OLUŞTURABİLECEĞİ GERÇEĞİNİ DE GÖRMEYE BAŞLAYABİLİRİZ.”










Bir konuyu ele alırken nasıl bir araştırma süreciniz var? Nelerden ilham alıyorsunuz?


Çok farklı kaynaklardan ilham alabiliyorum. Örneğin spor yaparken dinlediğim şarkının içinde geçen söz, bir gece önce izlediğim bir filmdeki sahneyi çağrıştırıyor ve onun tetiklemesiyle kütüphanemin ve internetin sayfaları arasında dolaşmaya başlıyorum.


Bu dünyanın içine girmek istemeyen insanlar önümüzdeki birkaç yıl içinde ne gibi fırsatları kaçıracak? Ya da başka bir deyişle sosyal medyanın çevrimiçi yetiştirilen kuşakları üzerindeki etkilerini düşünecek olursak metaverse’ün geleceğine ütopik veya distopik bir öngörünüz var mı?


Dijital dünyanın sunduğu fırsatları kaçırmak herkes için eşit ölçüde olumsuz sonuçlar doğurmayabilir. Dünyada hala milyarlarca insanın internete erişimi olmadığını düşünecek olursak kendi yarattığımız baloncukların büyük ölçüde yine bizi etkileyen yanılsamalar oluşturabileceği gerçeğini de görmeye başlayabiliriz.


Gen-Z’nin karakteristikleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Bilim ve sanatın bu jenerasyon için şekil değiştirmek zorunda kalacağını düşünüyor musunuz?


Bence “metaverse” Z Kuşağı için doğmuş bir kavram. Bu kuşağa “oyunlaştırma nesli” de diyebiliriz. Onlar pek çoğumuz gibi dijitale göçmediler, orada doğdular. Onlar dijital yerliler. O yüzden kendilerini en az analog dünyada olduğu kadar dijital dünyada da ifade etmenin yollarını arıyorlar. Ancak onlar da büyüyecek ve olgunlaşacak. Gençken trendleri önemseme eğiliminde olanlar, orta yaşlara geldiğinde araştırma konusunda bizden farklı teknikler geliştirecekler. Bilimi değil ama bilim yapma araçlarını dönüştürecekler.


İçerikleriniz genelde bilim odaklı olsa da spiritüelliğe de hep dokunuyorsunuz. Kişisel hayatınızda bilim ve spiritüelliğin dengesi nasıl? Birbirlerini tamamlayan mı yoksa karşıt alanlar mı olduğunu düşünüyorsunuz?


Aslında içeriklerimi “bilim odaklı” olarak tanımlamak yerine “sanat, tasarım ve teknoloji” hikayeleri anlattığımı belirtiyorum. Bilim verilerle ilgilenir; hikayeler ise verilmeyenlerle, hayal gücüyle… Ama ilginçtir bu ikisinin dengesini bence en güzel tarif eden kişi, bir edebiyatçı değil de bir bilim insanı olmuştur: “Hayal gücü bilgiden daha önemlidir” demiştir Einstein.


Teknoloji alanında kariyer yapmak isteyenlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?


Teknolojinin artık girmediği bir alan neredeyse kalmadığı için bu sorunuzu genel olarak kariyer konusunda neler yapılabileceğine ilişkin olarak yorumluyorum. Konuşmalarımda da tavsiye ettiğim üç konu var: Merak, deneme, öğrenme. İçindeki merak ateşinin gücüyle deneme motorunu ateşleyen herkes hayat boyu öğrenmeye devam eder. Kendini bu şekilde gerçekler. Çünkü yaşam bir hikayedir ve herkes kendi hikayesini seçer.