ZEYNEP ATAKAN: “Zihnimde hep üretilecek yeni işlerin hayali var”

Kendini senaryodan ziyade yönetmen odaklı bir yapımcı olarak tanımlayan Zeynep Atakan, “Bir Zamanlar Anadolu’da”, “Kış Uykusu” ve “Ahlat Ağacı” gibi Türk sinemasının en önemli filmlerinin arkasındaki isim... Atakan, yapımcılığın yanı sıra 2010 yılında kurduğu Yapımlab’de uluslararası alandaki deneyimlerini genç yapımcı adayları ile paylaşıyor.



En yaygın ve en korkulan mülakat sorularından biri “En büyük zayıflığınız nedir?” sorusudur ve buna herkesin harika bir cevabı vardır: "Ben biraz mükemmeliyetçiyim!” Biri size böyle bir yanıt verdiğinde ne düşünürsünüz?


Biri, mükemmeliyetçiyim dediğinde artık pek bir şey ifade etmiyor. Çünkü burada ölçünün ne olduğunu bilemiyoruz. Sadece hedefleri yüksek birini çağrıştırıyor. Dünyanın bu kadar hızlandığı bir zamanda “yarışma psikolojisi” de olabilir. Oysa benim için zaaflarının farkında olan insan çok daha etkilidir.


Profesyonel hayatınızda kendinizi mükemmeliyetçi olarak tanımlar mısınız?


Mükemmelin tanımı zor… Neye göre, kime göre? Karşımızda doğa gibi bir ayna var. Her şeyin bir zamanı ve ahengi var. Bu ahengin her detayı net ve bunlar içerisinde sadece belli başlı şeyleri kontrol edebiliyoruz. Öte yandan doğadaki hiçbir şeyi kontrol edemiyoruz. Bu da demektir ki kişinin “mükemmel” kavramı ancak “kendi kontrol edebildikleri” ile sınırlı. Bu bağlamda kendimi, kontrol edebildiğim alanı kendi sınırlarımın elverdiği ölçüde yapmaya çalışan biri olarak tarif edebilirim.


“Çok iyiyi amaçlamak motive, kusursuzu amaçlamak ise demoralize eder” sözüne katılıyor musunuz? Sizce kusursuz bir iş ya da deneyim yaratmak mümkün müdür?


Kesinlikle mümkün değil ve olmamalı da… İnsanın zaaflarıyla ve güçlü taraflarıyla bir bütün olduğuna inanıyorum.



“ÖNCELİKLE YÖNETMENİN SANATSAL BOYUTU VE NELER YAPTIĞI İLE İLGİLENİYORUM. HİKÂYE ÖNEMLİ AMA HİKÂYENİN NASIL ANLATILACAĞI DAHA ÖNEMLİ BENİM İÇİN.”


Yapımcılık kuşkusuz yaratıcı olmayı da gerektiriyor. Bu anlamda bir senaryoyu yani hayal edilen bir resmi gerçekleştirmek için yolculuğunuza nasıl başlıyorsunuz? Bu süreçte olmazsa olmaz dediğiniz noktalar var mı?


Yapımcılık baştan sona bir tasarım ve strateji süreci… Yolculuğun ilk adımı çalışacağınız yönetmen ve senaryosu ile sağlıklı bir ilişki geliştirmek ve sözleşme yapmak. Devamında projenin çalışma ilkelerini ve ihtiyaçlarını belirlemek ve fikir aşamasından izleyici ile buluşana kadar olan stratejileri belirlemek.


Film yapım sürecinde sizi en çok zorlayan durumlarnelerdir? Bunlarla nasıl baş ediyorsunuz?


Farklı konularda zorluklar yaşanıyor elbette ama en çok ekip kurarken ve sözleşmeleri yaparken yoruluyorum. Çünkü özellikle Türkiye’de sözleşme yapma kültürü çok zayıf ve konuya çok fazla duygusal yaklaşılıyor.


Planlama süreci yapımcılık açısından şüphesiz çok önemli fakat her yeni iş tesadüfleri de barındırır ve onu özel kılan belki de bu tesadüflerdir. Sizin tesadüflere yaklaşımınız nedir; risk almaktan çekinir misiniz yoksa olayları akışına bırakanlardan mısınız?


Risk almayı sevmeyen biri, film yapamaz. Tesadüfleri anlamlı bulurum ama işimi şansa bırakmam. Ama hayatın akışı yukarıda da belirttiğim gibi “mükemmel”dir. Siz ne yapsanız kontrol edemezsiniz. Fakat en önemlisi başınıza gelen her “tesadüf” bir yeni şey öğretir. Dolayısıyla ben tesadüf kavramını hep olumlu bir şey olarak kabul ederim.


Özellikle ülkemizde her filmin yapımı kendi mucizesini yaratıyor. Fikri veya senaryoyu beğenen yapımcıdan, filmde rol almayı gerçekten isteyen oyuncuya kadar birçok faktör projenin kaderini belirliyor. Sizce iyi bir filmin sırrı nedir? Bugüne dek içinde yer aldığınız projelerden sizce “kusursuzluğa” en çok yaklaşan hangisi/hangileri?


Ben kusursuzluk kavramına inanmıyorum. Dolayısıyla bir işe kusursuz demeyi anlamlı bulmuyorum. Ancak kendi filmografime, yaptığım işlere baktığımda, kendi ölçülerimde yapabileceğim pek çok şeyi gerçekleştirebildiğimi gördüm. Ama bu kusursuz oldukları anlamına gelmez.


Türkiye’de televizyona ve dijital platformlara proje göndermeden yönetmen sineması takip etmeye devam eden sayılı yapımcıdan birisiniz. Bir senaryoya yapımcı olarak katılıp katılmama kararını nasıl veriyorsunuz? Kişisel zevkleriniz bu noktada ne kadar etkili oluyor?


Ben senaryo değil yönetmen odaklı bir yapımcıyım. Öncelikle yönetmenin sanatsal boyutu ve neler yaptığı ile ilgileniyorum. Sonra senaryo okuyorum. Hikâye önemli ama hikâyenin nasıl anlatılacağı daha önemli benim için.


Gençleri sinema sektörüne yöneltmek için pek çok projede yer alıyorsunuz. Özellikle ülkemizde yeni sinemacılar için film yapmak neden gerçekleşmesi imkânsız bir yolculuk olarak görülüyor?


Genç sinemacı meslektaşlarıma, acele etmemelerini ve adım adım ilerlemelerini öneriyorum. Sonuç değil, süreç odaklı olmalarını ve iyi bir sonuç için iyi bir süreç yönetimi yapmalarını öneriyorum. Süreç, her şeyi içeriyor. Kendilerini kültür ve sanattan beslemelerini öneriyorum.


Yapımcısı olduğunuz bir filmi ilk kez seyirciyle beraber izlediğiniz o an neler hissediyorsunuz?


Benim için çok heyecanlı ve yeni bir film için motivasyon hissettiğim bir zaman dilimi oluyor.


Artık sona ermeye yaklaşan bu yıldan sonra önünüzde nasıl projeler var?


2022’de Honeyland eş yönetmeni Tamara Kotevski’nin yeni filminin yapımcılığını yapıyorum. Kutluğ Ataman’ın çektiği “Hilal, Feza ve Diğer Gezegenler” filmine post prodüksiyon sürecinde ortak yapımcı olarak dahil oldum ve onun izleyiciyle buluşma, festival sürecini planlıyorum. Bu yıl ayrıca Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması’nın 6.sı gerçekleştirilecek. Onun hazırlıkları ve devamında tüm yıla yayılan bir etkinlik takvimi var. Hisart Tarih ve Sanat Müzesi ile gençleri tarihle buluşturmak için çeşitli projeler geliştiriyoruz. Elbette Yapımlab ve çok sevdiğim öğrencilerim var; dersler devam ediyor. Onların projelerini sektör ile buluşturmaya çalışıyorum. Ve zihnimde hiç bitmeyen yeni projeler, üretilecek yeni işlerin hayali var. İyi ki de var.