top of page

Burak Sağyaşar:“Anlattığınız hikâye iyiyse o içerik dünyanın her yerinde izlenir.”

Başarılı bir oyunculuk kariyerinin ardından yapımcılığa geçen Burak Sağyaşar, çıktığı bu yolculuktan dolayı çok mutlu. Tüm birikimini, duygularını ve yaratıcılığını mesleğine aktardığını söyleyen Sağyaşar’la yapımcılık ve yaratıcılık üzerine bir sohbet...

Oyunculuktan yönetmenliğe geçen birçok isim tanıyoruz hatta pek çoğu oyunculuğa da devam ediyor ama yapımcılığa geçmek alışık olmadığımız bir kariyer değişikliği. Oyunculuğu tamamen bırakmaktaki temel motivasyonunuz neydi? Öncelikle yapımcılığın bir tercih olduğunu ve ikisinin kutuplar kadar farklı meslekler olduğunu söyleyebilirim. Oyunculukta faydası olduğunu düşündüğüm duygusal zekâ, sezgisel düşünce, empati kurabilme kabiliyetlerine sahip olduğumu bilmeme ve hissetmeme rağmen, ticaret yapma arzusu beni hep heyecanlandırmıştır. Oyunculuk, karakterine maksimum odaklanma ve o konsantrasyon ile hiç bağını koparmadan o karakter yolculuğunun kaptanlığını yürütebilmektir benim için. Ancak bu tekil konsantrasyon bugüne dek biriktirdiğim fikirlerimin, hayalini kurup heyecanlandığım dünyaların kurulabilmesini ve hayata geçmesini pek mümkün kılmıyordu. Oyunculuktan yönetmenliğe geçmek daha yatay bir geçiştir. İki meslek de sahada icraatını gösterir. Bu sebeple bir oyuncu kabiliyeti varsa yönetmenlik de yapabilir veya ikisini aynı anda yürütebilir. Fakat yapımcılık çok başka bir meslek. İzlediğimiz dizi ve film gibi eserlerin vücuda gelmesindeki tüm detaylara nihai kararı veren tek yetkili kişi yapımcıdır. Benim tanımımdaki yapımcılık bununla sınırlı değil. Tüm birikimimi, tecrübemi, duygularımı, yaratıcılığımı ve maddi imkanlarımızı o eserin hayata geçmesi için sınırsızca kullanmaktan zevk duyduğum bir meslek benim için yapımcılık. Multitask düşünebilmek. Bu sebeple oyunculuğu tamamen bırakmak istedim. Zaten bu iki mesleği verimli şekilde aynı anda yürütmeniz mümkün değildir. Hem işin patronu hem de çalışanı olamazsınız. Ben tercihimi bu yönde kullanmak istedim. Çok da mutluyum.

Sizin gibi kreatif yapımcıların sayısı ülkemizde oldukça az. Çünkü işin proje kısmında kaynak ve fon bulmayı, ticari kısmında ise yatırım ve network gerektiriyor. Başta hayal ettiklerinizle yolda karşılaştıklarınız arasında fark var mı?

Doğru. Ancak mesele sadece kaynak ve fon bulmak veya doğru ekibi kurmak değil. Kreatif yapımcı olabilmek için tüm kreatif kararlarda yazarınıza, yönetmeninize, oyuncularınıza, sanat yönetmeninize ve prodüktörünüze ilham kaynağı olmanız gerekiyor. Bunun için de kreativitenizin yüksek olması gerekli. Meydana gelecek eserin dili, tonu, renkleri, duygusu, müziği, resimleri, ezcümle dünyası nasıl olmalı, hepsine dair fikirlerinizin olması ve bu fikirlerin kreatif ekip arkadaşlarınızda bir karşılık bulması gerekir. Çünkü kreatif insanlar zekidir ve onları iş yürüsün diye oyalayamaz, kandıramazsınız. Sadece bazen yönlerini kaybedebilirler veya işin içinde çok bulundukları için kaybolabilirler. İşte burada kreatif yapımcının çok önemli bir rolü vardır. Doğru çerçeveyi çizmesi gerekir. Elbette hayal ettiğim ile realitede karşılaştığım manzara arasında büyük fark vardı. Bugün TIMS&B altı yaşında. Altı yılda 12 dizi çekmişiz ve her yıl en az 2-3 yeni dizimiz yayında oluyor. Teori ile pratik arasındaki farkı, çok kısa bir zamanda, çoğunlukla acı ve zorluklarla tecrübe ettim, hala da ediyorum. Ama en önemlisi bu yolculuktan çok mutluyum. Tüm bu projelerin yapımcılığını çok değerli ortağım, abim Timur Savcı ile birlikte yapıyoruz. Yapımcılık serüvenimdeki en büyük destekçim ve ustam kendisidir.

Takım, gömlek / Suit, shirt: Vakko Ayakkabı / Shoes: Fratelli Rosetti Saat / Watch: IWC Portugieser Perpetual Calendar


Yapımcılık bir mutfak işi kuşkusuz. İçeriğin üretildiği, masa başında birçok önemli kararın verilerek yola çıkıldığı ilk durak. Zamanlama ve planlama açısından da özveri gerektiriyor. Bu kurguya masada başlamak size nasıl hissettiriyor? Sabırlı biri misinizdir? En zevkli anlarım diyebilirim. Projenin ön hazırlık aşaması tüm heyecanın yaşandığı ve işime olan motivasyonumun da yenilendiği bir dönem. Beyaz bir sayfaya kendi resminizi çiziyorsunuz ve bunu alanında en iyiler ile yapıyoruz. Ekip arkadaşlarımızın hepsi büyük başarı elde etmiş işlere imza atan kişilerden oluşuyor. Sonunda bu bir resim olmaktan çıkıyor ve tüm dünyaya ihraç edilen bir eser haline geliyor. Bu muazzam bir şey. Çok ciddi ve yoğun bir mesaimiz oluyor. Çelik gibi sinirlerinizin olması lazım. Sabırlı olmak önemli. Çekim takvimi ve yayın tarihi yaklaştıkça sinirler geriliyor. Alınganlıklar çoğalıyor. Tüm bu süreci yönetecek tek kişi yapımcı oluyor. Acele etmeden karar vermeye çalışıyorum. O kararlar projenin de kaderini belirleyebiliyor. Çekim öncesinde herkesin aynı perspektiften projeye bakabiliyor olması benim için çok önemli. Hepimiz aynı diziyi hayal etmeliyiz. Yazan, yöneten, oynayan, kurgulayan; müzisyeni, yapımcısı farklı görürse o işin iyi çıkması imkânsız.


Her şeyin çok hızlı değiştiği, her gün farklı bir yeniliğin hayatımıza girdiği günlerdeyiz. Bir yapımcı olarak “zaman” sizin için ne ifade ediyor? Zamanın ruhunu yakalamak benim için çok önemli. Değişim evrenin ve evrimin kanununda var. İnsan gelişir ve değişir. Ama alışkanlıkları değişir. Özü değişmez. İnsan aynıdır. Duygulanır, sevinir, üzülür, sinirlenir, heyecanlanır, merak eder. Sosyoloji bu sebeple hem yaptığımız iş için hem de benim için çok önemli. Seyircinin anlattığınız hikâyede karakterlerinizle bir bağ kurması gerekir. Bu sebeple karakterlerin duygularını doğru anlatabilmek çok önemli. Değişen dünyayı takip etmeye özen gösteriyorum. Rakiplerimin ilk bölümlerine vaktim oldukça mutlaka bakıyorum. En büyük yanlış televizyon izleyicisine küçümseyici şekilde ve üstten bakmaktır. “Onlar bunu sever, onlar bundan anlar” diyemezsiniz. Televizyon dizileri her akşam yaklaşık 56 milyon kişiye ulaşıyor. Bu demektir ki hep birlikte yaşadığımız bu ülkede o izleyicilerden birisi de siz oluyorsunuz. Yani zaman önemlidir ama zamanın ruhunu yakalayabilmek benim için daha önemli. Ancak bir gerçek hiç değişmez. Anlattığınız hikâye iyiyse o içerik dünyanın her yerinde izlenir.

Hem televizyon için hem de dijital platformlar için proje üretiyorsunuz. Aralarında favoriniz olan var mı? Hangi mecrayı tercih edersiniz? Yaptığımız tüm işlerin bende çok ayrı yerleri var. Her seferinde ayrı bir tecrübe, her seferinde ayrı bir kazanım elde ettiğimi düşünüyorum. Bir içeriği üretirken hangi mecraya üretiyoruz diye bakmıyorum. Yaratım süreci, dijital platform ve televizyon için aynı. Bölüm sayıları, bölüm süreleri ve maddi imkân ve karşılıkları farklı. Daha spesifik bir örnek vermek gerekirse, bir tanesi uzun bir maraton, diğeri heyecanlı daha kısa bir koşu. Ayrı keyifleri var elbette. Televizyon dizisinde ufkunuzu geniş tutmalı ve hikâyenizde uzun bir serim düşünmeniz gerekir. Dijitalde ise yine çok geniş düşünebilirsiniz ama 8 bölüme sığacak şekilde kurgulamak kolay değil. Önümüzdeki süreçte televizyon için iki, dijital platformlar için de iki dizinin yapımını üstlendik.

Yapım aynı zamanda kolektif bir iş. Dayanışmanın sizin için önemini paylaşır mısınız? Tamamen kolektif bir iş. Kamera önü ve arkası ile en az 120 kişilik bir ekipten bahsediyoruz. Ofisteki çalışma arkadaşlarımı saymadan söylüyorum. Her sabah aynı şevkle, aynı inançla, yüksek motivasyonla çalışabilmek ancak sıkı bir dayanışma ile olur. Çok zor bir iş yapıyoruz. Bunu samimiyetle söylüyorum. Başka insanların kendilerine ayıracak vakitleri olabiliyor. Bizim olmuyor. Takım arkadaşlarımın kendilerini bize ve projeye ait hissetmelerini çok önemsiyorum. En ufak detaydan haberim olsun istiyorum. Tüm çalışma arkadaşlarım şunu bilirler. Ben onları duyarım. Sesleri bana gelir. Her daim iletişimde olmamız mümkün olmasa da “Bundan haberi var mı?” diye sorduklarında “Var” cevabını alırlar. Çekimlerimiz başladığında onlar sahada çarpışıyor, biz de ofiste...

Sizce yaratıcılık özgür ruhlu olmayı gerektiriyor mu? Kendinizi en son ne zaman tam olarak özgür hissettiniz? Gerektirmez olur mu? Özgür düşünebilmek için kendimi çok zorladığım bile oluyor. İster istemez kendinizi kısıtladığınızı, oto sansür uyguladığınızı fark ediyorsunuz. Tam olarak özgür hissetmek çok ucu açık bir kavram bence. Ama ürettiğimiz tüm işlerde özgürce davrandığımı düşünüyorum. Özellikle yazarlarımızın yaratım sürecinde kendilerini özgür hissetmelerini isteriz. O hayal edilen dünyayı belli bir çerçevede ve bütçede hayata geçirebilmek zaten bizim işimizin bir parçası. Erich Fromm’un dediği gibi: “Çoğu insan tam olarak doğmadan ölür. Yaratıcılık, kişinin ölmeden önce doğması demektir.”


Genel Yayın Yönetmeni: Selim Can Çelik, İrem Bakić

Dijital İçerik Direktörü: Gökhan Oğuz Ünal

Yayın Direktörü: Ebubekir Elkatmış

Fotoğraf: Emre Karatasoglu

Fotoğraf Asistanları: Mustafa Berber, Çağatay Çılgın

Stylist: Zehra Gülce

Saç-Makyaj: Ahmet Sinan

Prodüksiyon: Müge Sarıoğlu

Prodüksiyon Asistanı: Cerennur Kara


留言


bottom of page