Yaratma Tutkusu: Fırat Neziroğlu

Kültür, sanat, yeme-içme ve hizmet sektöründe imza işlerin yaratıcılarının ortak bir özelliği var: Hepsi işine tutkuyla bağlı ve kariyer yolculuklarında "yeniden yaratım"a yani sürekli yenileşmeye inanıyor. Dünyaca ünlü dokuma sanatçısı Fırat Neziroğlu, tasarımı odağına alan marka ajansı Quiet'in kurucuları Ceyda ve Beste Türkön, ünlü markaların konaklama müdürlüğünü yapan M. Kaan Yıldırım ve Tersane İstanbul'un Ticari Genel Müdürü Saad Abed'e başarı sırlarını ve yaratıma dair düşüncelerini sorduk.

Dokuma çalışmalarında, geleneksel dokuma resim tekniğine getirdiği çağdaş yaklaşımla dünya çapında tanınan dokuma sanatçısı Fırat Neziroğlu, işinin getirdiği yenilik ve süreklilik halinin onu hep genç ve dinamik tuttuğunu söylüyor.

Sanatla yolunuz nasıl kesişti? Dansla başlayan yolculuğunuz sanata ve özellikle dokumaya doğru nasıl evrildi? Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarım Bölümü’nden mezunum. Yüksek lisansım ve Sanatta Yeterlik eğitimim de aynı fakülteden. Sanat dilimi genişlettiğini ve bakış açımı zenginleştirdiğini düşündüğüm müzik, nota, solfej ile birlikte enstrüman dersleri ve dans derslerini küçük yaştan itibaren aldım. Bütün bu eğitimler -üniversite dahil- ailemin yönlendirmesi sayesinde oldu. Aslında üniversite eğitimimin dans ile ilgili olacağını düşünüyordum. Annemin kararı ile Güzel Sanatlar Fakültesi sınavlarına hazırlandım ve tekstil bölümü sınavına girip kazandım. İlk iki yıl moda tasarımı alanında eğitim gördüm. Kıyafet tasarlamam gerekiyordu; içimdeki ses ise tasarıma değil sanata doğru ilerletiyordu beni. Okulun koridorlarında dolaşırken dokuma tezgahının sesini duydum. İpliklerin, o ağır metal tezgahlar içinde birbiriyle kesişmesi ve kumaşın oluşması beni çok etkiledi. Her şey kendiliğinden oldu.

Geleneksel bir zanaatı modern dünyayla kesiştirerek bambaşka noktalara taşıdınız. Bu yeniden doğuş hikayesini anlatır mısınız? Dokuma bir dildir, okunur. Dokuyucunun duygularını aktardığı ve anlaşıldığı zamanlar, teknolojinin hayatımıza girmesiyle geride kaldı. Gençlik zamanlarını dans ederek sahnede geçirmiş biri olarak, performans sürecindeki iletişimin, izleyici-yorumcu bağının kuvvetini çok iyi biliyorum. Bir yandan da ana dilimin kendimi ifade etmek için en doğru yol olduğunun da farkındayım. Dolayısıyla tarihin en eski kumaşının bulunduğu Çatalhöyük, tarihin en eski halısı Pazırık’ın düğümü olan Türk Düğümü ve dünyadaki ismi de "Kilim" olan yer yaygılarının coğrafyasında başka hangi dille konuşabilirdim ki... Bu dokuma dilinin de kullandığımız yaşayan dilimiz gibi değiştiğinin farkında oluşum, gelenek ile çağı bir araya getirmiş olabilir. Dokunan kilimlerin alfabesine örnek olarak, dokuyucu kadın evlendiği evinde mutluysa pek çok desen içinden “hayat ağacı” dokurdu. Hayat ağacı ile “eve bolluk, bereket ile geldim, soyu devam ettirmeye geldim” derdi. Mutsuzsa yine pek çok desen içinden “pıtrak” dokurdu. Pıtrak, dikenli küçük otlardır. Bu otlar eteklerin, pantolonların paçalarına takılır, evlere girerken temizlemek gerekirdi. Temizlik hem vakit alır hem de can yakar. Dokuyucunun duygusal ıstırabını okumamız bu kadar kolaydır. Ancak bugün şehirde beton, asfalt ve çamur görürken hala pıtrak dokuyor olmak iletişim sorunu yaratır. İşte tam bu yüzden ben de o günün dokuyucularının hislerini anlayıp bugünün diliyle anlatıyorum. Göz göze bakışacağımız Anadolu Kilimleri dokuyorum. Dokumaya başladığım zamanlarda klasik anlamda teknikler ve yöntemler kullanıyordum. Dokuma çok uzun süren bir eylem. Arkadaşlarım okuldan kalan vakitlerinde gezip eğlenirken ben günler, geceler boyunca tezgah başında kalıyordum. Kendime vakit ayırabilmek, arkadaşlarımla vakit geçirebilmek için bazı yerleri dokumamaya başladım. İşte bu ihtiyacıma cevap olarak daha az dokuma isteği, bugün kendi adıma bir dokuma tekniğinin gelişmesine yol açtı. Zamanla dokumanın çözgü denilen dikey iplikleri boşta kaldığı ve dokunduğum desenlerle yarıştığı için beni rahatsız etmeye başladı. Böylece boşlukta kalan çözgüler de görünmesin diyerek misina üzerine dokumaya başladım. Yine bir ihtiyaç... Bir piyanist sahneye çıktığında tuşlara asistanı basmıyor, biz sanatçının duygusunu ellerinden döküldüğünde hissediyoruz. Dolayısıyla kilim, halı özelinde değil genel olarak sanatta sanatçının da zanaatkar olmasını daha kıymetli buluyorum. Bu serüven sonunda dünya çapında kabul gören kendime ait patentli bir dokuma tekniğim oldu. Yurtdışında ve Türkiye’de hakkımda yazılmış yüksek lisans tezleri bulunmakta.

Çocukken de yaratıcı bir alanda çalışmayı hayal ediyor muydunuz yoksa bambaşka hayalleriniz mi vardı? Bana kalsa tarih öğretmeni olurdum. Geçmişi bilmeyi, geçmişte neler olduğunu anlamayı hep çok sevdim. Şimdi olduğum yeri, kendi içimde yetiştirdiğim kişiyi çok seviyorum. Hiç böyle bir gelecek hayal etmemiştim. Çok mutluyum.

İşinizin sizi en mutlu eden tarafları neler? Sonsuz bir alanda sürekli yaratıcı fikirler geliştiriyorum. Bu fikirleri hayata geçirmek için çok çeşitli insanlarla, çok çeşitli materyallerle çalışıyorum. Bu yenilik ve süreklilik hali beni hep genç ve dinamik tutuyor. Üstelik yaratım süreci içinde sürekli bir oyun alanındayım. Oyun oynadığım her an çocukluğumla baş başayım. Oyun oynamak, herkesi mutlu ettiği gibi beni de çok mutlu ediyor.

Kariyerine yeni başlayacak olanlara ya da kariyer değiştirmek isteyenlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Bu dünyada varlığımızın en büyük kanıtı, kimseye benzemiyor oluşumuz. Kendi hayatını çizecek, şekillendirecek, yaşı kaç olursa olsun herkes; kimseye benzemeyen, daha önce görmediği, başkasının tekniğini ya da düşüncesini yorumlamadığı işler yapmalıdır. Bugün sosyal medya ile öyle bir yere geldik ki birbirinin kopyası işler, birinin ağzından çıkan sözlerle karşı karşıyayız. Oysa bir işi ya da hayatı güzelleştiren en önemli şey, hislerdir. Hislere odaklanıp şekilden vazgeçtiğimizde çok başarılı olunduğunu bizzat yaşayarak deneyimledim.


FOTOĞRAF: EMRE KARATAŞOĞLU

FOTOĞRAF ASİSTANI: UĞUR ÇİFTDOĞAN

STYLING: ZEHRA GÜLCE

STYLING ASİSTANI: BEYZA NUR COCİ

SAÇ: REMZİ ATEŞ

MAKYAJ: UĞURKAN AVCI

MAKYAJ ASİSTANI: CEREN KAYA

PRODÜKSİYON ASİSTANI: BİLUN ATİKKAN

ASSEMBLY BUILDINGS'E TEŞEKKÜRLERİMİZLE