İşin Ustası Olmak: Hilal Saral

Yönetmenlikte 20 yılı geride bırakan Hilal Saral, Türkiye televizyon tarihine damga vuran isimlerden. Saral, Türkiye’nin en sevilen dizilerinin arkasındaki isim olarak başarısının sırrının öncelikle yaptığı işten keyif alması olduğunu söylüyor.

İçinde olduğunuz her proje büyük bir özenle hayata geçirilip tutarlılıkla başarı elde ediyor. Başarıyı sürdürmenin oldukça zor olduğu TV sektöründe iyi işlere imza atmanın sırrı nedir?

Bence başarı, sarf edilen bir gayret sonucunda hissedilen bir duygu. Hepimizin kendini gerçekleştirmeye ihtiyacı var. Ortada bir gayret olmadan başarı, çok da kolay önümüzde düşen bir şey değil. Başarıyı sürdürülebilir kılmak da bir o kadar zor elbette... Ben her şeyin üstesinden gelebileceğine inanan, kendine meydan okuyabilen ve gerektiğinde konfor alanından çıkabilen biriyim. Bu da akışı destekliyor. Akış hem film çekerken hem de kendi hayatımızda çok önemli. Akışa bırakmak gere; bazen öyle sürprizler oluyor ki, o an size şahane şeyler getiriyor. Bu arada tabii ki gücümü iyi bir senaryodan, iyi bir yapımcıdan ve kendimi güvende hissedebileceğim ekip arkadaşlarımdan alıyorum ve iyi projeler seçmeye gayret ediyorum. Yine de tüm bunlara rağmen sinema-TV sektöründe başarıyı sürdürmek her zaman mümkün olmuyor, seyirci bazen hepimizi şaşırtabiliyor.

İşinin ehli olmak sizin için ne ifade ediyor? Kendinizi bu şekilde tanımlar mısınız?

Heyecanım, hayallerim, hayal kırıklıklarım var. Bunları biliyorum ama işin ehli miyim, bunun yanıtını veremem sanırım. Her an yeni bir şey keşfedip, yeni şeyler deneyebiliyorsunuz, süreç hep öğrenerek gelişiyor. Şunu söyleyebilirim ki yaptığım işten çok keyif alıyorum. Mutluluğu sürdürebilmek, devamlı kılmak da elbette çok kıymetli... Kaos anlarında, herkesin panik yaptığı zamanlarda çözüme yönelik ve soğukkanlı olduğumu söylerler.


İzleyicinin tepkilerini öngörmek gerçekten ustalık işi. Bu, zamanla deneyim kazandıkça mı sağlanıyor? Yeni bir projeye başlarken nelere dikkat ediyorsunuz?

Deneyim kazandıkça izleyiciyi daha çok hissedebiliyorsunuz: Neye tepki gösterir, neyi sever, neyi sevmez? Bunun yanı sıra izleyici alışkanlığı; sosyal ve ekonomik durumların, doğal afetlerin, toplum psikolojisinin durumuna göre de değişkenlik gösterebiliyor. Tecrübelerimiz bize Türk izleyicisinin dram dizilerini sevdiğini gösteriyor.





Ardından da komedi dizileri geliyor ancak seyircimiz alışkanlıklarını kolay kolay terk etmese de bazen yeni bir şeyi de hemen sahiplenebiliyor, şu sıralar çok izlenen psikolojik dramalar gibi. Yani aslında “seyirci ya da izleyici” oldukça zor bir kavram. Yeni bir projeye başlarken, gerçeklik duygusuna, estetik kaygıya, görmediklerimizi hissettirmeye, iyi senaryoya, karakteri ete kemiğe büründürmeye ve oyuncu seçimine dikkat ediyorum.

Kariyerinizin başlangıcına geri dönseniz, kendinize vereceğiniz üç öğüt ne olurdu?

Olumsuz enerjilerden etkilenme. Hissettiğin doğrudur. Kendine zaman ayır.

Sektörün geleceği hakkında nasıl öngörüleriniz var? Bunları göz önüne alarak nasıl projeler üretiyorsunuz?


Sektörün geleceği dijital platformlar gibi gözükse de oradaki üretim ana akım kanallardaki kadar yoğun olmayabilir. Bizi dünyada Amerika’nın ardından en çok satış yapan ülke konumuna getiren şey de yüksek üretim seviyemiz oldu. 2006-2014 yılları arasında çok sayıda nitelikli proje üretilmesi bu başarıyı da beraberinde getirdi. Aynı başarıyı umarım dijitalde de yakalayabiliriz. Şu anda dijitalde de çok iyi işlerimiz var. Bence kadın hikayeleri, karakter üzerinden yazılan senaryolar ve iyi oyunculuklar burada da söz sahibi olmamıza yardımcı olacaktır. Ben kendi adıma dijital platforma iş yapmayı tercih ederim.