Kadın Sosyal Girişimci: Esra Odabaşı

Esra Odabaşı, 10 yıl farklı kurumsal firmalarda İnsan Kaynakları profesyoneli olarak çalıştıktan ve deneyim kazandıktan sonra Türkiye'de engelli istihdamını sürdürülebilir olarak destekleyen bir şirket olmadığını fark ederek, bu boşluğu doldurmak istiyor ve ES Kariyer’i kuruyor. Türkiye'deki 10 milyon engellinin 2 milyonunun çalışabilir durumda olmasına dikkat çekmeyi amaçlayan Esra Odabaşı ile yaptığımız röportaja aşağıdan ulaşabilirsiniz.



Merhabalar Esra Hanım, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1983 İstanbul doğumluyum, İstanbulluyum. İstanbul Üniversitesi’nde Orman Endüstri Mühendisliği okuduktan sonra, bölümün bana göre olmadığını fark edip ikinci yılımda ayrıldım. Tekrar üniversite sınavına girdim. Kocaeli Üniversitesi İşletme bölümünden 2007 yılında mezun oldum. Aynı yılın Ağustos ayında Imperial Tobacco’da Junior Analist olarak işe başladım. Boehringer Ingelheim, Abbot ve son olarak Enerjisa’da Stratejik İnsan Kaynaklarında, toplamda yaklaşık 10 yıl beyaz yaka olarak çalıştım. 2016 yılında ES Kariyer Engelli İstihdamı Danışmanlığını kurarak, kendi hikayemi işime dönüştürdüm.

Engelinizin size engel olmasına izin vermemeye ne noktada, nasıl karar verdiniz?

Çok özgüvenli bir çocuk olarak büyütüldüm. Hayattaki en büyük şansım ailem. İstersem her şeyi yapabileceğimi hissettirdiler bana. Ama ilkokula başladığımda “hayaller/hayatlar” durumunu yaşadım. Çocuklar acımasız ve farklılığınızı size direkt olarak hissettiriyorlar. Bu durum beni çok zorladı. Oyunlarda oynatılmamak, takımlara tercih edilmemek vs. Annemle bu üzüntümü paylaşıp ağladığımı çok hatırlıyorum. Hiçbir zaman okula gelip arkadaşlarıma kızmadı, hep sorunları kendim halletmem gerektiğini söyledi, cesaretlendirdi. Kimseye ihtiyacım olmadığını ve kendim olarak hayata devam etmenin beni mutlu ettiğini o dönemlerde anladım. Bu dönem engelimin bana engel olmaması ile ilgili dönüm noktamdı.

Ülkemizde maalesef engellilere karşı bir önyargı var. Sizce son yıllarda bu durum biraz da olsa değişti mi?

Hala var maalesef. Engelliler “eksik” yada “acınası” olarak nitelendiriliyor. Bu eğitimsizlik ve bilgisizlikten kaynaklanıyor. İnsanlar uzuv kullanım yüzdelerine göre birbirlerine üstünlük taslamamalı. Bu şekilde düşünenler bana daha “acınası” geliyor açıkçası.

Son birkaç yıldır “eşitlik, çeşitlilik ve kapsayıcılık” kavramları iş hayatı ve dolayısıyla sosyal hayatta da konuşulmaya başlandı. İş hayatında önyargıların azaldığını, farkındalığın arttığını görüyorum. Bu sosyal etki umuyorum önümüzdeki dönemlerde daha da artar.

2016 yılında Türkiye’nin ilk ve tek engelli istihdam danışmanlığı olan Es Kariyer’i kurdunuz. Bu fikri nasıl hayata geçirdiniz?

Yaklaşık 10 yıllık beyaz yaka hayatımda, farklı global şirketlerde, ağırlıklı olarak İnsan Kaynakları ekiplerinde çalıştım. İş hayatına başladığımda “engelli kadrosu” olgusunu bile bilmiyordum. Hayatta en çok istediğim şeyi yapmak, araba kullanmak için engelli raporu almıştım. Bu raporun iş hayatında da geçerli olduğunu ilk işime başladıktan sonra öğrendim. Onlarca engelli çalışma arkadaşım oldu. Üst yönetimle çalışmalarım, projelerim oldu. Her çalışanın yetkinliği birbirinden ne kadar farklıysa engelli ya da engelli olmamaları arasındaki fark da bu kadar.

Kurumsal hayattan ayrılmaya karar verdiğim dönemde aklıma düşen bu fikri derinlemesine araştırdım. Türkiye’de yaklaşık 10 milyon engelli var ve neredeyse 2 milyonu çalışır durumda. Dünyanın en büyük azınlık grubu engelliler. Bu kadar büyük bir potansiyelin doğru değerlendirilmesi ile ilgili ben ne yapabilirim diye düşündüm. Engelli çalışan-işveren ve insan kaynakları arasında köprü olmaya karar verdim.

Bir konuşmanızda ‘Kanatlarınızı açmadan ne kadar büyük olduğunu bilemezsiniz’ demişsiniz. Bu sözün sizde nasıl bir hikayesi var?

Evet çok sevdiğim bir retorik. Engellilerden “Dezavantajlı grup” olarak bahsediliyor . Buna katılmıyorum. Engelli olmanın bizi hayata 1-0 yenik olarak başlattığını düşünebiliriz. Ama herkesin kendine göre engelleri, önyargıları var. Güçlü yönlerimize odaklanmalıyız, istediğimiz ve hayal ettiklerimizi denemezsek, asıl o zaman kendi kalemize gol atarak 1-0 yenik oluyoruz.

Bir kadın girişimci olarak bu yolculukta ayrımcılığa maruz kaldığınız oldu mu? Ya da sırf ‘kadın’ olduğunuz için karşılaştığınız zorluklar oldu mu?

Hem kadın hem engelli bir girişimci olmanın avantajları ve dezavantajları var tabii ki. Kadınlara ve engellilere karşı olan ön yargıların bir ortak kümesi var; “yapamaz”! Benim işim sadece işim değil, yaşamımı da içeriyor. “İşimi yaşıyorum” diyebilirim. Hayatımda ne kadar cam tavanları kırmaya çalışıyorsam, iş hayatımda da aynı gayret içinde olduğum için bu beni güçlendiriyor. “Işık saçmak için önce yanmak lazım.”

Engeller, engelleyenler olsa da 100 kere dünyaya gelsem yine kadın olmak isterim!

Hayal ettiklerinizin ne kadarını gerçekleştirdiniz? Bundan sonrası için kendinize ne gibi hedefler koydunuz?

Kendime koyduğum zamansız hedeflerim var. Kendinde değişim gücünü bulamayan, harekete geçemeyen daha çok kişi için ilham kaynağı olmak istiyorum. Hepimizin engelleri var demiştim, tam da bunu kastediyorum. Aksiyon almamızı engelleyen her şeyi hayatımızdan çıkarmamız en azından elimine etmemiz gerekiyor. Aknesi olduğu için okula gitmek istemeyen, bacağı ampute olduğu için dışlanacağını düşünerek fikrini beyan edemeyen, dış görünüşünden dolayı toplumda kabul görmeyeceğini düşünüp toplum baskısına boyun eğen kimse olmasın istiyorum! Bunu Türkiye’de ve sonrasında tüm dünyada daha yüksek sesle paylaşmak istiyorum.

Engelleri bir kusur olarak gören insanlara vereceğiniz mesaj ne olurdu?

Bizi mükemmel yapan şey kusurlarımız! Kusurlar olmadan insan olamayız her şeyden önce. Sizi sevenler “kusurlarınıza rağmen” değil, “kusurlarınız için” sevsin. Ya da bırakın sevmesinler…