Kendi En İyi Versiyonuna Platonik Olanlar
- Ebubekir Elkatmış

- 23 Eyl 2025
- 3 dakikada okunur
Her kuşağın kendi hayal kırıklıkları vardır ama bu çağın en yaygın hayal kırıklığı, kendi içinden doğuyor. Artık insanlar başkalarına değil, kendi “en iyi hâllerine” platonik. Bu, ne tam olarak tanımlanabilen ne de kavuşulabilen bir versiyon. Hep biraz daha çalışkan, biraz daha üretken, biraz daha huzurlu olduğu düşünülen, ama aslında hiçbir zaman şekillenmeyen bir hayalet. İnsan kendine duyduğu bu platonik hayranlıkla günlerini geçiriyor. Platonik aşkın doğası da bu zaten: Sürekli mümkün ama hiç gerçekleşmiyor.

Bu durum sinemada ve edebiyatta hep vardı ama bugün neredeyse gündelik hayatın normu haline geldi. “The Secret Life of Walter Mitty”deki Walter’ın kahramanca hayallerle dolu iç dünyası, aslında kendi sıradanlığına tutulan bir aşkın ifadesiydi. Walter, başkalarını değil, kendi “daha cesur” hâlini seviyordu. Benzer bir şekilde, Don Quixote de dünyayı değil, kendi hayali şövalyeliğini sevdi. Yel değirmenlerine saldırırken aslında âşık olduğu şey, içinde bir türlü ortaya çıkmayan o ideal benlikti. Edebiyatın en trajik karakterlerinden Emma Bovary de âşık olduğu erkeklerden çok, onlarla yaşayacağını hayal ettiği kendi “roman kahramanı” versiyonuna platonikti. Bir türlü olamadığı, ama hep olacağına inandığı hâle.

Bugünün insanı, onlardan çok farklı değil. Çoğu kişi bütün hayatını “aslında ben çok daha iyi bir insan olabilirim” cümlesiyle sürdürüyor. Ama o “daha iyi” hâlin neye benzediğini bile bilmiyor. Kimisi için daha sağlıklı olmak, kimisi için daha çok kitap okumak, kimisi için daha sosyal ya da daha üretken olmak. Ama bu versiyonların hiçbiri somut değil. Hayali sevgililer gibi, hayali benlikler de sadece zihnimizde var oluyor. Her gün yeniden kurgulanan ama hiçbir zaman yanımıza oturmayan bir sevgili gibi. Bu platonik hâl mutsuzluk üretiyor çünkü sürekli ertelenmiş bir kavuşma duygusu yaratıyor. Hiçbir zaman başlamayan diyetler, açılmayan kitaplar, indirilen ama kullanılmayan uygulamalar... Hepsi aslında bu aşkın hatıra eşyaları. Tıpkı Gatsby’nin Daisy için biriktirdiği partiler gibi, biz de kendi en iyi versiyonumuza kavuşacağımız günü bekleyerek hayatı süslüyoruz. Ama Gatsby’nin Daisy’ye kavuştuğunda bulduğu şey, yalnızca bir hayal kırıklığıydı. Bizim de kendi en iyi hâlimize kavuştuğumuzda yaşayacağımız şey muhtemelen bu olacak: Aslında onun da başka bir versiyonunun hayalini kurmaya başlamak.
Bu çağın asıl trajedisi, başkalarına değil kendimize âşık olmamız ama o aşkın nesnesi de biz değiliz; bizden hep daha iyi, daha düzenli, daha yetenekli bir ben. Bu yüzden mutsuzluklarımızda daha derin. Eskiden platonik âşık olunan biri vardı; onu unutmak zaman alıyordu ama en azından mümkündü. Şimdi âşık olduğumuz kişi biziz, ama asla olamayacağımız hâlimiz. Bu aşk ne zaman biter, bilinmiyor. Çünkü bizden vazgeçmek, kendimizden vazgeçmek demek.
Belki de bu yüzden edebiyatın, sinemanın ve müziğin tüm o parçalı anlatıları bize bu kadar tanıdık geliyor. Karakterler bir yere varamıyor, hikâyeler sonuçlanmıyor, melodiler çözülmüyor. Çünkü biz de kendi hikâyemizde bir yere varamıyoruz. Her şey askıda, her şey ertelenmiş. Belki de insan olmanın yeni tanımı bu: Kendi en iyi versiyonuna platonik kalmak. Kavuşmayı değil, hayal etmeyi sürdürmek. İşin en ironik tarafı şu: “Kendi en iyi versiyonu”nun neye benzediğini kimse bilmiyor. Kimimiz daha zayıf, kimimiz daha disiplinli, kimimiz daha zengin, kimimiz daha huzurlu bir ben hayal ediyoruz ama hepsi bulanık bir fotoğraf gibi. Netleşmiyor.
O yüzden de en çok vakit kaybettiren aşk bu; kendi en iyi hâline platonik olmak. Çünkü insan yaşıyor, yoruluyor, saçma kararlar alıyor, saçma alışkanlıklar edinip bırakıyor... Ama o hayali versiyon hep aynı ışıkta parlıyor.
Belki de mesele, o ideal ben’in kapısında beklemek yerine, bugünkü hâlinin eksikleriyle barışmakta. Çünkü kusurlu hâlin de sana ait; hatta bazen seni daha iyi yapma ihtimali olan tek şey o kusurlar. Jay Gatsby hayali kendine yetişmeye çalışırken boğuldu, Emma Bovary roman kahramanı olmak uğruna kendi hayatını tüketti, Walter Mitty ancak hayal kurmaktan vazgeçip gerçekten yola çıktığında nefes aldı. Dolayısıyla kendi en iyi hâline platonik olmak, en çok da bugünkü kendinden şüphe etmek anlamına geliyor. Belki de şu an olduğun hâl, gelecekte özleyeceğin en iyi versiyonun.


Yorumlar