Mimaride Yeniden İşlevlendirme

İstanbul gibi binlerce yıllık tarihe sahip bir şehirde, farklı zamanları okuyabilecek yapılara sahip çıkmak çok önemli. Yapıldığı zamanın izlerini taşıyan bu binaların yıkılması ya da yeniden işlevlendirilmeden pasif bir koruma yaklaşımı yerine yaşatılması toplumsal, kültürel, ekolojik ve ekonomik anlamda birçok fayda sağlıyor.



Dünya üzerindeki her şey gibi yapıların da bir ömrü var. İlk yapıldıklarında belli bir amaca, hizmete yönelik yapılıyorlar ama zaman içinde kullanıcıların değişmesi, orada yaşayan insanların başka yerlere göç etmesi veya şehirlerde meydana gelen farklı bir takım kullanım değişiklikleri sonucu binalar da işlevlerini yitiriyorlar. Yapıldığı zamanın izlerini taşıyan bu binaların yıkılması ya da yeniden işlevlendirilmeden pasif bir koruma yaklaşımı yerine yaşatılması toplumsal, kültürel, ekolojik ve ekonomik anlamda birçok fayda sağlıyor. “Adaptive re-use” olarak adlandırılan bu yaklaşım, özellikle bulunduğu kentin belli dönemlerini hissettiren ve tekrar kullanılmaya müsait bir altyapısı olan binaların yeniden doğuşu gibi düşünülebilir. Türkiye’de de özellikle İstanbul’da yeniden işlevlendirilmeye uygun ciddi bir yapı stoku mevcut. Bu stok bizim yapı kültürümüzü, kentsel hafızamızı oluşturuyor.



DUVARLARIN HAFIZASI


Yeniden işlevlendirmede en önemli konulardan biri, o yapının hangi değere sahip olduğu. Bazı yapılar anıt yapı niteliğindeyken, bazılarının sadece eskilik değeri var. Korumacılık, geçtiğimiz yüzyıl tanımları konulmuş bir yaklaşım. Yirminci yüzyılın ikinci yarısı ile birlikte, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası yıkılan yapıların korunması, endüstriyel devrim sonrası yapım tekniklerinin değişmesi sonucu eski yapı geleneğinin yok olması sonrası eski kadar kıymetli olduğu ve bütün bu izlerin okunmasının kent yaşamına nasıl bir katkı sunduğu çok daha iyi anlaşıldı.

Yapılara yeniden işlev kazandırırken tasarım kararımızı etkileyen en önemli konu o yapının tarihi değerini ve mekansal özgünlüğünü kaybetmeyecek biçimde müdahalede bulunmak oluyor. “Duvarların hafızası vardır” diye düşünmek lazım. İyi korunmuş kentlerde, geçmişten günümüze kadar ulaşmış tarihi yapıların farklı dönem eklerini izleyebilmek çoğu zaman mümkün. Hangi kısmının hangi zamanda eklendiği, bu eklentinin ne maksatla yapıldığını izleyebilmek, okuyabilmek o mekânı çok daha kıymetli hale getiriyor. Biz de yaptığımız koruma projelerinde binanın orijinal mimari dilinin özgünlüğünü yitirmeden, yeni bir dil oluşturmaya, çağdaş malzemelerle, katmanlı bir tasarım anlayışı yaratmaya odaklanıyoruz. On yıl önce gerçekleştirdiğimiz Kasımpaşa’daki Tuz Ambarları projesi mimaride bir yeniden işlevlendirme ya da yeniden doğuşa güzel bir örnek olabilir. Depo yapısı olarak yapılmış olan bu binayı bir reklam ajansına dönüştürdük. Beyoğlu Belediyesi restorasyonunda da aslında ilk yapıldığında bir belediye binası olarak tasarlanmış yapıyı günümüzün çağdaş ihtiyaçlarına uyarlamak amacıyla tarihi yapıdaki katmanları da gözeterek eklemeler yaptık. Yine Kasımpaşa’da Haliç Tersanesi’ni katmanlı bir müze haline dönüştürme, eski Maltepe sigara fabrikasının Şehir Üniversitesi’ne dönüşümü, fonksiyonunu yitirmiş oldukça yeni tarihli alışveriş merkezini reklam ajansı olarak yeniden işlevlendirme projelerimiz de örnek olarak sayılabilir. Mimaride yeniden doğuşa dünyada da güzel örnekler var. Örneğin François Pinault Vakfı’nın yenilediği Paris’teki Bourse de Commerce ve Venedik’teki Palazzo Grassi Punta della Dogana son derece başarılı projeler arasında. Yeniden kullanıma adaptasyonda, “güncel kullanımın uygunluğu”, “binanın özgünlüğüne saygı” ve “binaya yapılan müdahalelerin çağdaş teknik ve malzeme ile çözülmesi sayesinde orijinal binadan ayırt edilebilmesi” konuları başarı göstergesi olarak kabul ediliyor.



"YAPTIĞIMIZ KORUMA PROJELERİNDE BİNANIN ORİJİNAL MİMARİ DİLİNİN ÖZGÜNLÜĞÜNÜ YİTİRMEDEN, YENİ BİR DİL OLUŞTURMAYA, ÇAĞDAŞ MALZEMELERLE, KATMANLI BİR TASARIM ANLAYIŞI YARATMAYA ODAKLANIYORUZ."



TARİHİ BİNALARIN YENİDEN DOĞUŞU


İstanbul’daki ilk örneklerden biri, Fatih’teki yangın sonrası lojman olarak yapılmış bir yapı bloğu: Tayyare Apartmanları veya Harikzedegân Apartmanları. Sonradan otele çevrildi bu binalar. Aynı şekilde Akaret’lerdeki Sıraevleri de bir yeniden doğuş örneği gibi konumlamak mümkün. Tarihi yapıların kati suretle kamusal mekâna dönüştürülmesi bekleniyor ama bu her zaman mümkün olmayabiliyor. Olması da şart değil. Bir şekilde dönüştürülmüş olması son derece kıymetli. Bir bina kullanılmazsa bir süre sonra bakımsızlıktan yıkılması kaçınılmazdır. Halbuki yeniden işlev kazandırılan bir bina, içinde yaşandığı sürece bakılacağı için en azından bu tehlikeden uzak olur. Tabii bazen kazandıkları yeni işlevler ya da yenileme sırasında yapılan hatalardan dolayı zarar görebiliyorlar ama boş kalması ve tamamen kaderlerine terk edilmesi kesinlikle en büyük zarar. Mimaride yeniden işlevlendirme sürdürülebilirlikle de doğrudan ilişkili. Birçok yapı malzemesi geri dönüşebilsin, uzun dönem kullanılabilsin isteniyor ama bütün bu dönüşüm işlemleri dünyaya bir takım çevresel yükler ve zararlar da getiriyor. Oysa çok iyi tasarlanmış yapılar zaten bir şekilde hayatlarını sürdürüyor. En iyi örnek Mimar Sinan yapıları. Doğru malzeme kullanılarak, doğru açıklıklara sahip yapılar hala aynı işlevlerini devam ettiriyorlar. Bir fonksiyon değişikliği söz konusu olduğunda da buna çok güzel bir şekilde izin veriyor, tolere edebiliyorlar. Maliyet olarak başta yüksek gözükse de yüzyıllardır yaşadıkları için en akıllı ve sürdürülebilir yapılar bu tip yapılar. İstanbul gibi binlerce yıllık tarihe sahip bir şehirde farklı zamanları okuyabilecek yapılara sahip çıkmak çok önemli. Bazı yapıların inşa edildikleri yıl değil, kent hafızasında nasıl yer aldıkları da önem kazanıyor. Kimi zaman çok istenmese de yapıyı yıkıp yeniden yapmak gerekebiliyor. Rekonstrüksiyon olarak adlandırılan bu yöntem, mecbur kalmadıkça başvurmayacağımız bir seçenektir.