top of page

Hayal Gücüne İnananlar: Özlem Ece

İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları Direktörü Özlem Ece, gelecekte sanatın yaşamın temel bileşenlerinden biri olarak kabul edildiği bir kültür-sanat ekosisteminin hayalini kuruyor.



Uzun yıllardır Türkiye’nin kültür sanat alanında en köklü kurumlarından İstanbul Kültür Sanat Vakfı’ndasın. İKSV ile yolunuz nasıl kesişti?


İKSV ile yolum, İstanbul’a yeni gelmiş her üniversite öğrencisi gibi festivaller ve bienaller sayesinde kesişti. Ardından kültür yönetimi yüksek lisansım için gittiğim Fransa’da, Fransa Kültür ve Dışişleri Bakanlıklarına bağlı bir kurum olan Culturefrance’daki stajım sırasında, Fransa’da Çin Yılı ve Cezayir Yılı gibi kültürel etkinlikleri gözlemleme fırsatım oldu. O dönemde Türkiye-Fransa arasında kültürel iş birliğini teşvik edecek bir “kültürel mevsim” fikri uzak bir hayal bile değilken, İstanbul’a döndükten yaklaşık 5 sene sonra İKSV Genel Müdürü Görgün Taner’den sürpriz bir telefon aldım ve “Fransa’da Türkiye Mevsimi”nden haberdar oldum. Devamında Genel Koordinatörlüğü’nü üstlenerek İKSV’ye adım attığım bu dev proje, Orhan Pamuk’tan Ara Güler’e, Nuri Bilge Ceylan’dan Gevende’ye, Türkiye’nin tüm kültürel çeşitliliğiyle Fransa genelindeki sanatsal etkinliklerde kendine yer bulduğu bir iş oldu. İki ülkeden müthiş bir ekiple birlikte bu projeyi tamamladıktan sonra, 2010 yılında İKSV’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı devralan Bülent Eczacıbaşı’nın vizyonuyla, Vakfın ana faaliyet alanları arasına alınan Kültür Politikaları Çalışmaları’nın kuruluşundan itibaren yöneticiliğini üstlendim. Kültür-sanat alanındaki tartışmaları zenginleştirmek ve farklı aktörlerin karar süreçlerine katılımını artırmak amacıyla çalışan bu departmanın, özellikle son 10 yılda faaliyet ve etki alanını genişleterek İstanbul’da ve Türkiye genelinde kültür politikalarının şekillendirilmesinde etkin rol alan bir yapıya kavuşmasından büyük mutluluk duyuyorum.



Ülkelerin kültür politikalarının, uluslararası alanda tanıtımı ve etkisi hakkında ne düşünüyorsun?


Bugün kültür politikalarını hak temelli bir yaklaşımla inşa eden, sanatçıların üretimi ve yaratıcı endüstrilerin gelişimi için gerekli destek mekanizmalarını kuran ülkelerin, kültür ve sanat alanındaki gelişime de küresel bir ivme kazandırdığını görüyoruz. Son yıllarda klasik müzik alanında fark yaratan Çinli piyanistleri veya tüm dünyada gençleri etki altına alan K-Pop’un gelişim sürecini, bu yönde geliştirilen politika ve stratejilere ilginç bir örnek olarak verebiliriz. Kültürel diplomasinin sözcüleri olacak sanatçılar ve kültür aktörlerinin, iletişimin en etkili araçlarıolarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin, ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say’ın dünyanın dört bir köşesinde verdiği konserlerin yaratacağı etkiyi, herhangi bir tanıtım kampanyası ile yakalamanız mümkün olabilir mi? Ya da Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes Film Festivali’nde kazandığı ödül sonrasında Türkiye sinemasına olan ilginin artması tesadüf olabilir mi?


Üç yıla yayılan bir program yürütüyorsun. Ortaklaşa: Kültür, Diyalog ve Destek Programı nasıl bir süreçten geçti?


2023-2025 yıllarını kapsayan Avrupa Birliği destekli “Ortaklaşa” projesinin iki yıla yayılan bir hazırlık süreci oldu. Projenin uygulama döneminde zorlu bir genel ve yerel seçim süreci yaşayacağımızı biliyorduk. Ocak 2023’te resmen başlayan projenin ilk dönemi ise ülkece hepimizi derinden sarsan deprem felaketlerini yaşadığımız acılı bir döneme denk geldi. Normalleşme sürecinde kültür-sanat dünyasına düşecek sorumlulukların bilinci, bizi çalışmalarımızı daha da derinleştirmeye ve yaygınlaştırmaya yöneltti. Ortaklaşa’nın üç temel bileşeni var: Diyalog, Destek ve Öğrenme Programı. Diyalog Programı kapsamında geçen yıl ülke genelinde yedi şehri (Mersin, Bursa, İzmir, Konya, Ordu, Tunceli, Diyarbakır) ziyaret ettik. Bu şehirlerde düzenlediğimiz bölgesel toplantılarda farklı şehirlerde belediyede veya sivil toplumda çalışan kültür profesyonelleriyle “Yerelde katılımcı, hak temelli bir kültür ekosistemini ortaklaşa nasıl kurabiliriz?” sorusu etrafında tartıştık. Aynı dönemde Mersin Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ulaş Bayraktar liderliğinde ülke genelinde bir saha araştırması gerçekleştirdik. Araştırma sonunda “Türkiye’de Yerel Kültür Ekosistemi” başlıklı kültür politikaları raporunu Şubat 2024’te, yerel seçimlerden hemen önce kamuoyuyla paylaştık. Şimdi

ise aynı şehirlere bu kez yerelde adil bir kültürel iş birliğininnasıl kurulabileceğini tartışmak için düzenlediğimiz “Arama Konferansları” ile geri döndük, yaklaşık 2 ay boyunca ekipçe yine Anadolu yollarındayız. Hibe programı kapsamında ise ilk açık çağrı döneminde değerlendirme komitesi tarafından seçilen dört projeye toplam 11 milyon TL’lik destek sağladık. Bu projelerden biri de depremden ağır şekilde etkilenen Adıyaman’ın Kömür ilçesinde çocuklar, gençler ve kadınlar için hayata geçirilen “Kömür Kültür Merkezi” oldu. Merkezin açılışını geçtiğimiz hafta Diyarbakır’dan, Adıyaman’dan ve Avrupa Birliği’nden de temsilcilerin katılımıyla gerçekleştirdik ve ortaklaştığımızda neler yapabileceğimize hep birlikte tanıklık ettik. İkinci açık çağrı dönemi devam eden hibe programımızla bu yıl daha fazla sayıda projeyi desteklemeye devam edeceğiz.


Dijital çağın kültürle olan ilişkisi hakkında ne düşünüyorsun?


Dijitalleşme yaşamın her alanını olduğu gibi, kültür-sanatlaolan ilişkimizi de değiştirip dönüştürüyor. Hem sanatçıların, tasarımcıların ve tüm yaratıcı mesleklerin üretim süreçlerihem de izleyici olarak sanatla ilişkilenme biçimimiz açısından yeni bir dönemdeyiz artık. Yapay zekâdan kaynaklı gelişmelerin sanatsal üretime yansıdığı noktada, kültür yöneticileri olarak telif haklarından sanatçının statüsüne kadar birçok konuyu yeniden değerlendirmemiz, mevzuat değişiklikleriyle güncel ihtiyaçlara hızla cevap verebilir olmamız gerekiyor. Türkiye’de özellikle altyapı eksiklikleri ile mücadele ettiğimiz bir sektörde, sanatçının kırılganlığını gözeterek yeniden tasarlamamız gereken çok konu var. Yaşam biçimimizde olacak köklü değişiklikler her ne kadar tedirgin edici gibi gelse de ben bu sürecin neticede kültürel demokrasinin gelişimine hizmet edeceğine ve nitelikli sanatsal üretimin daha fazla insanın erişimine sunulacağına olan inancımı koruyorum.


Gelecekte kültür politikalarının nasıl evrileceğini öngörüyorsun? Bu konuda bir ütopyan var mı?


Kültür politikalarının yerelin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmesi talebi tüm dünyada yükselmeye devam ediyor. Bulunduğu bölgenin sosyo-kültürel özelliklerine hâkim olması beklenen yerel yönetimlerin, sanat dünyasını katılımcı ve adilbir iş birliğinde birleştirmesi halinde, yerelden uluslararası ölçeğe giden bağlar çok hızla kurulabilir. Gelecekte kendi coğrafyasında biricik olanın dünyaya sesini, sözünü daha hızlı duyuracağı bir kültür politikaları modeline evrimin kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum. Ütopyam ise evrensel düzeyde birbirine sıkı sıkıya kenetlenmiş, sanatın yaşamın temel bileşenlerinden biri olarak kabul edildiği bir kültür-sanat ekosistemi... Anne karnından itibaren müzikle tanışan çocuklar, eğitim-öğrenim hayatı boyunca farklı enstrümanları ve sanat disiplinlerini tecrübe edebilen öğrenciler, müfredatın yaratıcılığı besleyecek şekilde sanatsal içeriklerle zenginleştirildiği bir eğitim sistemi ve sanatçıların özgürce üretim yapacağı, ulusal sınırlara takılmadan seyahat edip beslenebileceği bir küresel düzen hayal değil, hakkımız olmalı.


Röportaj: Ebubekir Elkatmış

Fotoğraf: Yağız Bingül

Fotoğraf Asistanı: Adem Hayır

Styling: Selman Savat

Saç & Makyaj: Onur Bayram

Comments


bottom of page