top of page

Röportaj: Mehmet Ozan Dolunay

Merak, iletişim ve kendini ifade etmek onun için her şeyin üzerinde.... Sahnede olmanın gerçeğe yaklaşmanın en güzel yolu olduğunu söyleyen başarılı oyuncu Mehmet Ozan Dolunay’la oyunculuk ve hayata dair konuştuk.


Koç Üniversitesi’nde Makine Mühendisliği okurken bir yandan da oyunculuk eğitimi almaya başlamıştınız. Mühendislikle gönül bağınızı tamamen kopardığınızda mı kariyerinizi şekillendirmeye karar verdiniz yoksa sahnede olmak hep aklınızda mıydı?

Sahne her zaman hayatımda olan fakat meslek olarak hayal etmediğim bir şeydi. Üniversite yıllarıma kadar çeşitli yerlerde tiyatro yaptım fakat sadece hobi düzeyinde olan, hayattan daha fazla keyif almak için yaptığım bir şeydi benim için. Üniversitede okuduğum bölümün beni duygulardan uzak, mekanik bir varoluşa itmesi bu konuda gerçek fikirlerimin ortaya çıkmasına sebep oldu sanırım. Daha insana dair bir şeyler yapmak istediğimi, sonuçla değil süreçle ilgilendiğim bir alanda olmak istediğimi fark ettim. Makine mühendisliğinden kopuşum ve oyunculuk kariyerimin başlangıcı da bu zaman dilimine denk geliyor. Bir yandan makine mühendisliği okurken bir yandan da oyunculuk eğitimi almaya başladım. Yeteneklerim, öğrendiklerim ve şansımın da yardımıyla kariyerimi şekillendirmeye başladım. İyi ki de öyle yaptım.





Hiçbir başarının tesadüf olmadığı malum. “Killology” ile ilk kez sahneye çıkmanızın ardından hem Afife Ödülleri’ne aday gösterildiniz hem de Üstün Akmen En İyi Genç Yetenek Ödülü’nü kazandınız. Sahne sizin için ne ifade ediyor, ekranda ve sahnede duyduğunuz heyecan için neler söylersiniz?

Hayatımın en güzel zamanlarıydı diyebilirim. İnsanın severek yaptığı bir iş dolayısıyla ödüllendirilmesi ve takdir görmesi gerçekten özel bir duygu. Sahnede olmak ve en savunmasız, en çıplak halinle insanlara “bakın ben buradayım ve size anlatmak istediğim bir şeyler var” diyebilmek harika bir duygu. Hayatımızı etrafımıza duvarlar örerek yaşamak durumunda kalıyoruz çoğumuz. Yaşanmışlıklar, travmalar, korkular bize bu duvarları ördürüyor. Kendimizi korumak için yapıyoruz bunu belki ama günün sonunda o duvarların arkasına hapis oluyoruz. Sahne benim için hiçbir duvar koymadan, en savunmasız halimle insanlarla en çok da kendimle temas etme fırsatı veriyor. Her duyguyu korkusuzca yaşama, hiç başıma gelmemiş hadiseleri deneyimleme fırsatı veriyor ve bu saydıklarımın hepsi o an, orada gerçekleşiyor. Hayatta bundan daha gerçek bir an yok. Dolayısıyla sahnede olmak, gerçeğe yaklaşmanın en güzel yolu. Güvenli bir alanda, kendini sadece hissettiğin şeylere kaptırabilmek gerçekten harika bir his.









Neler izlemekten hoşlanırsınız, ne tür bir karakter gelse asla reddetmem dersiniz?

İzlediğim şeyler çok değişiklik gösteriyor. Fantastik dünyaları çok seviyorum. Yavaş ilerleyen, gerçek zamanlı sanat filmlerini de. Aslında bir şeyler hissetmemi sağlayan her şeyi izlemeyi seviyorum diyebilirim. Bir derdi olan karakterleri oynamayı tercih ediyorum genelde. Pek bir ayrım yapmıyorum bu konuda; beni heyecanlandıran ve bir derdi anlatmama fırsat veren her karakteri oynamak isterim.


Oyunculukta beslendiğiniz kaynaklar var mı? Hayatın hangi köşeleri size kendinizi daha çok siz gibi hissettirir?

İnsanları ve farklı durumlarda verdikleri tepkileri gözlemlemeyi çok seviyorum. Ne hissettikleri ve bu hisle ne gibi aksiyonlar aldıklarını incelemek hoşuma gidiyor. Duygular her insanda farklı durumlardan kaynaklanıp farklı reaksiyonlara yol açarlar. Gergin bir ortamda sürekli gülümsemek de bir dışavurumdur, suspus olup oturmak da. Ben insana bu aksiyonları aldıran hisleri ve o hislerin kaynaklarını merak eden bir insanım. Aslında oyunculuk eğitimi almayı da bu yüzden istemiştim; oyuncu olmak için değil, insanı daha iyi anlayabilmek için. Eğlenmeyi seven bir insanım. Aktif olmayı, insanlarla temas içinde olmayı seviyorum. Böyle zamanlarda kendimi ifade edebildiğimi ve yaşadığımı hissediyorum. Fakat bu sürekli yapıldığında yorucu bir şey olabiliyor. Öyle zamanlarda da kendimi ormana, doğaya atmayı seviyorum. Sakinliğin içinde kendimi kendime daha yakın hissediyorum. Bu iki hal beni dengeliyor sanırım.



Zaman zaman umutsuzluğa kapıldığımız zor dönemlerden geçiyoruz. Hem bireysel olarak yaşadığınız sorunlarla hem de toplumsal olarak hepimizin hissettiği sıkışmışlık hissiyle baş etmek için bir yönteminiz var mı?

Paylaşmak. Hayatın kolay bir yolculuk olmadığı aşikâr. Zaten öyle olsaydı çok sıkıcı olurdu herhalde. Herkes gibi ben de zor dönemlerden geçiyorum. Bu zorluklara sitem etmektense beni hangi yönden güçlendireceğini düşünmeye çalışıyorum. Tek başıma kaldıramayacağım yükleri sevdiğim insanlarla paylaşıyorum, destek istiyorum. Toplumsal yaşamın en büyük avantajı bu zaten, zorlukları veya güzellikleri paylaşabilme imkânı sağlaması. Öte yandan doğada olmak, basit ve kudretli bir düzenin içinde olmak da bana çok iyi geliyor. Beni sakinleştiriyor ve hayata daha aklıselim bir şekilde yaklaşmamı sağlıyor.

Sosyal medyayı aktif olarak, zaman zaman protest bir tavırla kullanıyorsunuz. Sosyal medyanın hayatımızdaki rolünü nasıl görüyorsunuz?

Sosyal medya aslında kendini ifade etmenin bir aracı. Ben sanatçı olma yolunda olan bir insanım. Kendimi ifade etmek için yaşıyorum diyebiliriz. Dolayısıyla sosyal medya iş dışında da yaşamımın bir parçası. Toplumsal olaylarla ilgili düşünmeyi, konuşmayı, fikirlerimi insanlarla paylaşmayı seviyorum. Sanatçının sorumluluğu kitlelere farklı alanlarda ışık tutmak olmalı diye düşünüyorum. Bunu yapabilmek için çok okumak, analiz edebilmek ve paylaşmak gerektiğine inanıyorum. Sosyal medya bu açıdan çok güzel bir araç. Hem hayatımdaki bazı anları, hoşuma giden şeyleri paylaşıyorum hem de toplumsal olaylarla ilgili fikirlerimi. Bence dozunda bir kullanım bu.

Modayı takip eder misiniz? Kendi stilinizi nasıl tanımlarsınız?

Modayı takip ettiğimi pek söyleyemem. Giyim, insanın kendini ifade etme biçimlerinden biridir bence. Dolayısıyla kişiye özeldir. Kendi stilimi samimi ve karanlık olarak niteleyebilirim. Koyu renkler genelde tercihim olur, giyimimde de aksesuarlarımda da. Fakat o karanlığı kırmak için de daha sıcak tonlarda birkaç detay eklerim. Çok sayıda ikinci el kıyafetim var mesela, çok eskilerde giyilen şeyleri daha modern parçalarla tamamlamayı severim. Çok şık olmaktansa alışılmışın dışında olmayı tercih ederim.

Bir dönüşümün eşiğinde olsak gelecek günlerin size ne getirmesini istersiniz?

Ben zaten bütün dünyanın ve buna hazır olan her bireyin bir dönüşümün içinde olduğunu düşünüyorum. Artık dönüşüm zamanı. Yıllardır süregelen karanlığın daha aydınlık, daha samimi daha nezaketli bir döneme doğru evrileceğini düşünüyorum. Sağlık, cesaret ve nezaket diliyorum hayattan.

Hayvanlarla aranız nasıl? Kedi mırlaması mı köpek enerjisi mi?

Hayvanlarla aram hep iyi olmuştur. İki kedim var, bayılıyorum onlara. Gördüğüm her hayvanla da bir şekilde etkileşim içinde olmaya çalışıyorum. İçinde kötülük olmayan varlıklar onlar, enerjilerini hissetmek bana iyi geliyor. Hayatı daha çekilebilir kılıyorlar. Dolayısıyla bir tercih yapamam sanırım. Köpek enerjisi de harika bir şey, kedi mırlaması da...















































bottom of page