top of page

SALİNA: Tuz, Işık ve Sessiz Lüks Üzerine

Eleventy'nin “sessiz lüks” estetiği ile Tuğçe Çalımbay’ın tuz, ışık ve zaman katmanlarından oluşan “Salina” sergisi buluştuğunda, ortaya sadece bir yerleştirme değil; mekânın hafızasını yeniden kuran, izleyiciyi yavaşlığa çağıran bir deneyim çıkıyor. Tuzun kristal yapısında saklanan sessizlik, Eleventy’nin rafine

yalınlığıyla birleşerek hem duyusal hem düşünsel bir atmosfer yaratıyor. “Salina” bu nedenle yalnızca bir sergi değil; malzemenin hafızasıyla insanın içsel ritminin buluştuğu bir eşik. Biz de hem sanatçı Tuğçe Çalımbay hem de küratörler Damla Keseli ve Begüm Güney ile bu sessiz yoğunluğu nasıl kurduklarını konuştuk.



TUĞÇE ÇALIMBAY

“Salina” serisi doğanın en yavaş ritimlerinden, tuzun kristalleşmesinden doğuyor. Bu ritmin sana çağrıştırdığı şey ne? Tuzun belleğinde seni en çok etkileyen duygu veya kavram karşılığı nedir?


Tuz, zamanın sabırla biriktirdiği bir iz gibi; hem arındırıcı hem de şifalı bir hafıza taşıyor. Mağara imgeleriyle birleştiğinde bu kristalleşme hissi benim için içe dönüşün, iyileşmenin ve aynı zamanda yüzleşmenin mekânına dönüşüyor. Tuzun belleğinde beni en çok etkileyen şey, kırılganlık ile dayanıklılığın aynı yüzeyde buluşması. 


Tuz, taş ve pigmentle çalışırken zaman kavramı senin için nasıl bir ortak payda oluşturuyor? Bu malzemenin kendi kendine şekillenmesine izin verdiğin noktalar neler? Bir eserin “tamamlandığını” sana hissettiren şey nedir?


Tuzla çalışırken yüzeydeki tepkisel hareketlenmeleri izlemek, eserin kendi ritmini çözmeme alan açıyor. Yüzey kimi zaman tamamen kendiliğinden oluşuyor; kimi zaman benim müdahalemle yön değiştiriyor. Bir işin tamamlandığını hissettiren şey ise yüzeydeki sessiz dengenin kurulduğu an, malzemenin artık “kendi kendini taşıdığı” o eşik. 



Doğanın bıraktığı izler, yeraltı hafızası ve insanın içsel katmanları… Tüm bunların ilişkisinde nasıl bir bağ kuruyorsun?


Eserlerimde doğanın bıraktığı izlerle insanın iç dünyasındaki katmanları aynı yüzeyde buluşturuyorum. Tuzla oluşturduğum mağara hissi, izleyiciyi dış dünyanın gürültüsünden uzaklaştırırken, doğanın belleği ile insanın bastırılmış, saklı ya da unutulmuş hafızası arasında görünmeyen bir bağ kuruyor.

Bu bağ benim için hem sezgisel hem duygusal bir alan. 


“Salina” sergisi Eleventy mağazasında konumlanıyor. Moda–sanat–mekân üçgeninde bu birliktelik senin için nasıl bir karşılık buldu?


Eleventy mağazası, ürün–eser–mekân ilişkisine yeni bir okuma önerebilecek geçirgen bir yapıya sahip. Sanatın mekândaki varlığını belirlerken önceliğim; mekânın işlevi ile sanatın ritmi arasında bir tür “sessizlik diyaloğu” kurmaktı.


Eleventy’nin estetik dili doğal tonlar, arınmış yüzeyler, materyal duyarlığı tuzun doğal diliyle güçlü bir rezonans yakaladı. Amacım mağazayı bir perakende alanı olmaktan çıkarıp zihnin nefes alabildiği bir kültür odağına dönüştürmekti. Sanatın sessiz ama derin etkisinin mekânın hafızasına işlediği bir bütünlük kurmak benim için önemliydi. 




Sergideki en kritik seçim neydi? İzleyicinin ilk adımda ne hissetmesini istedin?


En kritik karar, eserlerin mekân içindeki konumlandırılmasıydı. Tuz yüzeylerinin hareketini görünür kılan bu yerleşim, Eleventy’nin nötr tonlarıyla birleşince bütün serginin omurgasını oluşturdu. Mekâna ilk adımda hissedilmesini istediğim şey “etki” değil; derin bir dinginlikti. Gerçek lüks, duygusal bir zekâ gerektirir. İzleyicinin sergiye değil, “zamanın yavaşladığı bir alana” adım attığını hissetmesini amaçladım. “Görmek, derinleşmektir” duygusunun mekânla bütünleştiği bir atmosfer. 



KÜRATÖRLER: DAMLA KESELİ & BEGÜM GÜNEY

“Salina” sergisi tuz, ışık ve zaman ilişkisine kurulu bir anlatı sunuyor. Bu malzemenin sessiz ama yoğun karakteri küratöryel çerçeveyi nasıl yönlendirdi?


Begüm Güney

“Salina”, tuzun kendi yapısında taşıdığı sessiz yoğunluk üzerinden zamana dair bir algı öneriyor. Malzemeyle ilk karşılaşmada hissettirdiği şey, sadece bir yüzeye bakmak değil; zamansallığın mekânsallaşmış hâli.


Küratöryel çerçeveyi oluştururken merkeze aldığımız duygu “sakin bir süreklilik”ti. İzleyiciyi bir düşünceden önce bir hâlin içine davet eden, yavaşlayan ama derinleşen bir algı… “Salina”, dış dünyaya değil; içsel bir sessizliğin izlerine odaklanan bireysel bir hafızayı merkeze alıyor.


Damla Keseli

Malzemenin doğallığıyla kurduğu ilişki, bugün hız ve gürültü kültüründe sessiz bir materyalin bize ne öğretebileceğine dair bir merak uyandırdı. Merkeze arındırıcı bir yalınlık koyduk; tuzun ışıkla temas ettiğinde açtığı ritim, serginin duygusal bütünlüğünü belirledi. 


Serginin Eleventy mağazasında konumlanması moda–sanat–mekân arasında hibrit bir deneyim yaratıyor. Bu yerleşim küratöryel yaklaşımınızı nasıl etkiledi?


Begüm Güney

Eleventy mağazasının mekânsal estetiği geçirgen bir yapıya sahip. Bu da sanatın mekânda nasıl var olacağına dair yeni düşünme biçimleri önerdi. Önceliğimiz, moda ve sanatın birbirini gölgelemeyen; aksine birlikte nefes alan bir yapı oluşturmasıydı.


Eleventy’nin doğal tonlara ve yalınlığa dayanan “sessiz lüks” anlayışı, “Salina”nın duyusal atmosferiyle doğal bir uyum yakaladı. Sanat mekânın bir parçasına dönüşmeden; mekân da sanatın fonuna indirgenmeden karşılıklı bir diyalog kurduk.


Damla Keseli

Eleventy’nin estetiği ölçülü bir kendinden eminlik taşıyor. “Fazlalığı ayıklama sanatı” diyebileceğimiz bu yaklaşım, sanatın sadeleşerek güçlendiği anlarla paralel.

Bir moda mekânında sanat yerleştirmek, disiplinler arası bir diyaloğu aktive etmek anlamına geliyor. Hedef, mağazayı bedensel olanın gücünü, sanatın sessiz ama derin etkisiyle birleştiren bir kültür odağına dönüştürmekti. 


Doğal renk paleti, tuz yüzeyleri ve Eleventy’nin estetik DNA’sı güçlü bir uyum içinde görünüyor. Bu bütünsel estetikte en kritik seçim neydi? İzleyici hangi atmosferle karşılaşmalıydı?


Begüm Güney

En kritik seçim eserlerin konumlandırılmasıydı. Tuz yüzeylerinin ritmi, mekânın akışıyla birleştiğinde serginin hem görsel hem kavramsal omurgası ortaya çıktı.

Amaç, izleyiciyi hızlı bir tüketim deneyimine değil; düşünsel bir duraklama anına davet etmekti. O nedenle atmosfer, incelikli bir yoğunluk ve yumuşak bir yavaşlık üzerine kuruldu.


Damla Keseli

Mekâna ilk adımda hissedilmesini istediğim şey etki değil; derin bir dinginlikti.

Tuz pigmentleri, mağazanın nötr tonları ve Eleventy’nin ritmi arasında bir duyusal ekosistem kurduk. Her unsurun aynı cümleyi söylemesini istedik: “Görmek, derinleşmektir.” Bu, serginin gerçek lüksünü oluşturdu. 




 
 
 

Yorumlar


bottom of page