Sinemada Yeni Ufuklar Ve Hayaller

Son otuz yılda dünyada pek çok değişiklik oldu. Bunlardan bazılarıysa dünyada olan biteni takip etmeyen biri için bile gözden kaçırılamayacak kadar barizdi: Her şeyin başına “yeni” kavramı eklendi. Biraz düşünelim; “yeni dünya”, “yeni metot”, “yeni tarım”, “yeni eğitim sistemi”, “yeni ekonomi” ve liste uzayıp gidiyor. Sinema endüstrisinde de her şeyin yeni olduğu, her gün başka bir yeniliğe uyandığımız bir çağdan geçiyoruz. Sinema, bunu en hızlı yaşayan endüstrilerden biri. Ama geleceğe bakarken, geçmişi de hiç bırakmadan…



“DAHA YARATICI VE FARK YARATAN BİR SİNEMACI KUŞAĞININ GELECEĞİ KONUSUNDA HİÇ ŞÜPHEM YOK. ÇÜNKÜ TEKNOLOJİ ANCAK İNSAN DENEYİMİNİ ÖZGÜR KILABİLİRSE ANLAMLI.”


Meslekte 35 yılını geride bırakan bir sinemacı olmak insana gelecekle ilgili daha çok fikir verebiliyor. Bu noktada teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin “insan deneyimi”nin yerine geçebileceğini düşünmüyorum. Çünkü öyle olsaydı, bugün birçok sanat dalı devam edemezdi. Edebiyattan tiyatro ve dansa tüm sanat eserlerinin “tek ve biricik” olmasının nedeni “insan” faktörü… Bu nedenle, daha yaratıcı ve fark yaratan bir sinemacı kuşağının geleceği konusunda hiç şüphem yok. Çünkü teknoloji ancak insan deneyimini özgür kılabilirse anlamlı. Yani uzakları yakın kılarsa, zaman kazandırırsa anlamlı ki, zaten yüzümüzü geleceğe bunun için dönmeliyiz.

Sinema alanında göreceğimiz yeniliklerin başında öncelikle “doğaya ve insan yaşamına saygı” odaklı bakış açısının yer alacağını düşünüyorum. Bu, çalışma saatlerinden iş ortamındaki hiyerarşiye kadar uzanan geniş bir bakış açısını kapsıyor. Yani bir “film üretirken” insan ve doğaya olan saygı her zamankinden daha çok öne çıkacak. Bir film yapımcısı, o eseri yaratırken doğa ve çevrede bıraktığı karbon ayak izini bir şekilde telafi edecek bir formül yaratacak. Öte yandan farkındalığı daha güçlü senaryolar ve özellikle ayrımcılıktan uzak işler olacak. Zira, fiziki kalıplardan uzak, yaratıcılığı güçlü ve kalbe odaklanan çalışmaların olacağına inanıyorum. Zaman, mekân gibi kavramların “özgür” bir şekilde, kalıplaşmış bilgilerden uzak ve yönetmenin dünyasının gereklilikleriyle şekillenen eserlere dönüşmesi ise çok heyecan verici...


Peki, bir filme ulaşılabilirlik? Antik Yunandan beri çok önemli olan “festival” kavramı, film festivalleri ile bugün dünyanın en önemli sanat etkinliği. Yeni dünya düzeninde de bu böyle devam edecek. Ama “sürdürülebilirlik” kavramını dikkate alan ve yine film yapımlarında olduğu gibi “doğa ve insan odaklı” festivaller olacak. Her ne kadar günümüzde dijital iletişim çok güçlü olsa da, fiziki buluşmanın anlamı her zaman “yeni”...


İçerik, insan için üretilir ve günümüzde bu içeriklerin hedef izleyicisine ulaşacağı yollar giderek çeşitleniyor. Dijital platformlar, sosyal medya bunun örnekleri. Dahası, artık hayatımızın değişmez bir kavramı olan Metaverse ve yepyeni bir dolu mecra da bizi bekliyor. Bu, her şeyden önce fırsat eşitliği getiriyor ve ulaşılabilirlik önem kazanıyor.


Tüm bunlar, minicik bir özet… Aslında “yeni, şimdi ve burada” olan cesur hayaller, yeniliklerle barışmak ve üretilen filmlerle bugünden geleceğe mektuplar yollamaktır. Bu, çağının yenilikleriyle barış içinde olduğunu hissetmek ve üretmektir. Sinema endüstrisi var olduğu günden beri yeni olanı sever, çabuk adapte olur. Sinemacı ise bu sayede hep “yaşsız ve zamansız”dır. Hep “yeni”dedir, hep “yeni” olanı üretir.