The Guerrilla Girls

Sanat dünyasını ilk kez 1980’lerde salladılar. Şimdiyse, 30 yıldan uzun bir süre sonra, Guerilla Girls hâlâ ayakta ve işleri hiç olmadığı kadar güncel. Sanat dünyasındaki cinsiyetçilik ve ırkçılıkla mücadele etme amacıyla New York’ta kurulan Guerilla Girls’ün sanatsal cephaneliğinde ayrımcılığı ifşa etmek için hazırlanmış posterler, kitaplar, panolar ve toplum önüne çıkışlar yer alıyor. Zekice ve iğneli bilgilendirici kampanyalar yayınlıyorlar ve yakın zamanda çıkan kitapları “Guerilla Girls: The Art of Behaving Badly”de “sanat, film, kültür ve siyasette cinsiyetçilik, ırkçılık, yozlaşma ve diğer kötü davranışlar hakkında yüzlerce projeyi” paylaşıyorlar.



En ikonik posterleri hicivle şunu soruyor: “Kadınlar Met Müzesi’ne girebilmek için çıplak olmak zorunda mı?” Üyeler, anonim kalmak ve kişisel karakterlerden ziyade meselelere vurgu yapmak amacıyla goril maskesi takıyor ve ölmüş kadın sanatçılara atıfta bulunan mahlaslar kullanıyorlar. Guerilla Girls, sanat dünyasında cinsiyetçiliğin araştırma ve ifşasının yanı sıra The Nation, Fundación Bilbao Arte, Istanbul Modern ve Witte de With Centre for Contemporary Art gibi çeşitli kurum ve kuruluşlardan işler de alıyor. Eserleri Londra’daki Amar Gallery gibi çok sayıda sanat galerisinde sergilendi. 1987’den günümüze ırkçılığa odaklanan üçüncü işbirlikleri “Missing in Action” missinginaction.show adresinde sanal olarak ziyaret edilebilir.



Amar Singh: “Sanat, kesinlikle bir sevgi biçimidir”


Sanat dünyasındaki cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekmeye kararlı olan Amar Singh, Amar Gallery’yi savaş sonrası dönem ve çağdaş kadın sanatçıları desteklemek için açtı. Koleksiyonunda Guerilla Girls, Renee Cox ve Helen Frankenthaler gibi isimler yer alıyor.




Uzun yıllardır sanat dünyasının içindesiniz. Bu yolculuktan biraz bahseder misiniz? Sizi bu alana çeken neydi?

13 yaşındayken ailemle birlikte Fransa’nın güneyindeydik ve bir gün bir kilisede sergilenen resimler gördük. Resimleri Hintli bir sanatçının yaptığını öğrendik ve kiliseden biri bizi, sanatçının küçük bir Fransız komünü olan Gorbio’daki evine yönlendirdi. Annem ve babamla birlikte kapısını çaldık. Bizi karşılayıp sanatından bahsetti ve yemeğe kalmamızı teklif etti. O ressam, tarihin en önemli Hintli sanatçılarından biri olan ve eserlerine 4 milyon doların üzerinde fiyat biçilen S.H. Raza idi. Hayatım böyle hikâyelerle dolu olduğu için minnettarım; sanatın, müzelerin ve sevginin tarihiyle dolu.

Amar Gallery’yi, “bir mesajı olan muhteşem sanat eserlerinin sergilendiği geniş bir platform” sunmak amacıyla açtığınızı söylüyorsunuz. Sanat ve aktivizmi nasıl bağdaştırıyorsunuz? Aktivizm sizin için ne ifade ediyor?

Galerim aracılığıyla vermeyi hedeflediğim mesaj, kadınları ve yeterli olarak temsil edilmeyen toplulukları savunuyor. Sanat dünyası saçmalıktan ibaret ama sanat hâlâ önemli. Teknoloji endüstrisinin giderek büyüdüğü ve Mars’a insan göndermeye gayret ettiğimiz bu dönemde, dünyamızın zengin yaratıcılık tarihini koruyan kültür vasilerinin gerekliliğine inanıyorum. Robin Williams’ın oynadığı Ölü Ozanlar Derneği’nden bir repliği sık sık düşünürüm: “Tıp, hukuk, bankacılık... Bunlar saygın ve hayatı sürdürmek için gerekli gayelerdir. Fakat şiir, güzellik, romantizm, aşk... Bunlar bizi hayatta tutar.” Benim için aktivizm başkalarının hayatında olumlu bir fark yaratmak ve şu ya da bu sebepten yardıma ihtiyaç duyan topluluklara el uzatmak anlamına geliyor.



Guerilla Girls ile çalışmaya 2018 yılında başladınız. Bu işbirliği nasıl başladı? Birbirinizden neler öğrendiniz?


Guerilla Girls ile işbirliği yapabildiğim için çok gururluyum. Çalışmalarını üç kez sergiledim: Londra’da, Şikago’da ve en son düzenlenen sanal sergimiz “Missing in Action”da. İşbirliğimiz, galerimi açmaya hazırlandığım 2016 yılında, anonim Guerilla Girls’e sürekli mesaj atmamla başladı. Sonunda, yaptığım işleri gördüler ve çalışmalarını Ocak 2018’de Londra’daki grup sergim “Eve”e dâhil etmeme izin verdiler. Birbirimizden öğrenmeye gelirsek, onlardan kesinlikle çok şey öğrendim. Korkusuzlar ve hem bulaşıcı hem de durdurulamaz bir aktivizmi benimsiyorlar. Kimseyi ifşa etmekten korkmuyorlar ve nihayetinde Amar Gallery’yi açmamda büyük bir etkileri oldu. Tek başına bir kolektif olarak başardıkları şey müthiş; onlar sayesinde artık müzeler koleksiyonlarını kadın sanatçıların eserlerini ve erkek çağdaşların yalnızca çıplak olmayan eserlerini kapsayacak şekilde çeşitlendiriyorlar!

Kariyeriniz boyunca sanat dünyasında ve dışında kadınların yanında oldunuz. Sizin için sırada ne var? Planlarınızdan bahseder misiniz?

Daha fazla sergi planlıyorum ve Mart, kadınların ayı olduğundan Amar Gallery kadınları kutlamak için iki sergiye evsahipliği yapacak: “Champions” yıldızı parlayan yetenekli Ganalı sanatçı Annan Affotey’in imzasını taşıyan bir resim sergisi olacak; kendisi sanal sergi için siyah kadınları yücelten bir dizi resim çizdi. “I Am Not A Goddess... Unless I Say I Am”, Nijerya’nın Lagos kentinde fiziksel bir sergi açan ve kadınların liderlik ettiği Sabo Art Advisory ile ortaklaşa gerçekleşecek ve 10 Afrikalı kadın sanatçının yer alacağı bir sergi olacak. Buna ek olarak, ekranlara daha fazla LGBTQ, kadın ve azınlık hikâyesi getirmek adına “Fresco Features”ı başlatmak için Los Angeles merkezli Film Bridge International ile çalışıyorum. Kadınların büyük destekçisi olan yetenekli Türk oyuncu Belçim Bilgin yakın arkadaşım; bu nedenle Türkiye’deki harika yeteneklerden bazılarıyla işbirliği yapmayı da umuyorum.

Bu sayıda sevgiye ve çeşitli biçimlerine odaklanıyoruz. Sanatın bir sevgi biçimi olduğuna inanıyor musunuz? Sizin için aşk ne anlama geliyor?

Sanat kesinlikle bir sevgi biçimi; ister Aretha Franklin’in moral veren bir şarkısını dinlemek ister bir aile fotoğrafına bakmak olsun, sevgimizi ifade etmek ya da sevgiyi hissetmek için sık sık sanata başvuruyoruz. Bunların tümü sanattır. Yaratıcılık son derece saf bir sevgi ifadesidir. ABD Başkanlık töreninde yer alan muhteşem şair Amanda Gorman, The Hill We Climb şiirinin sonunda şöyle der: “Görecek kadar cesursak, benimseyecek kadar cesursak, ışık daima bizimledir.” Bu şiir bir sevgi biçimidir. Yüreklendiricidir ve sevgiye, birlikteliğe, pozitif gelişime ilham verir. Benim için sevgi insanları derinden önemsemek, seni doğrudan etkilemeyen meseleleri umursamak, dünyanın diğer yanında yaşayan ve yaşamıyla hiç alakanız olmayan ama sevginizin ve iradenizin hayatlarını iyileştirebileceği insanları umursamaktır. Bu, dünyayı daha iyi bir yer yapabilir. Daha kişisel bir anlamdaysa hâlâ bekâr olduğumdan kendi hayatımdaki şu derin sevgi meselesini halletmem gerekebilir!